B1 seviyesinde İngilizce öğrenenler için hazırlanmış bu kapsamlı rehberde; Perfect zamanlar, edilgen yapı (passive voice), yan cümleler (relative clauses) ve günlük hayatta kendinizi daha detaylı ifade etmenizi sağlayacak yapılarla İngilizce yetkinliğinizi geliştirebilirsiniz. Bu içerik, temelini sağlamlaştırmış ve akıcılık kazanmak isteyenler için intermediate grammar guide niteliğindedir.
Adverbs (Zarflar)
Adverbs, fiilleri, sıfatları veya başka zarfları nitelendiren kelimelerdir. Sıklık, yer, zaman, neden gibi bilgileri verirler.
Örnek tablo:
| İngilizce | Türkçe | Örnek Cümle | Türkçe Çeviri |
|---|---|---|---|
| quickly | hızlıca | She runs quickly. | O hızlıca koşar. |
| always | her zaman | I always drink coffee in the morning. | Sabahları her zaman kahve içerim. |
| very | çok | This book is very interesting. | Bu kitap çok ilginç. |
| here | burada | Come here! | Buraya gel! |
| yesterday | dün | I saw him yesterday. | Onu dün gördüm. |
Zarflar cümlede genellikle fiilden sonra gelir ama bazıları başa veya sona da gelebilir:
- Quickly, he ran to the station. (Hızlıca, istasyona koştu.)
Amaç İfade Etme (Purpose)
| Yapı | Yapının Türkçesi | Olumlu / Olumsuz | Örnek Cümle | Türkçesi |
|---|---|---|---|---|
| so that | -sın diye / -mesi için | so that + özne + can/could so that + özne + cannot/could not | I spoke slowly so that he could understand. | O anlayabilsin diye yavaş konuştum. |
| in order that | -mesi için | in order that + özne + can/could in order that + özne + cannot/could not | She left early in order that she could catch the train. | Treni yakalayabilmek için erken ayrıldı. |
| to + verb | -mek / -mak için | to + fiil ❌ olumsuzu yok | I went to the store to buy milk. | Süt almak için mağazaya gittim. |
| in order to | -mek / -mak için | in order to + fiil in order not to + fiil | He left early in order not to miss the bus. | Otobüsü kaçırmamak için erken ayrıldı. |
| so as to | -mek / -mak için | so as to + fiil so as not to + fiil | She whispered so as not to wake the baby. | Bebeği uyandırmamak için fısıldadı. |
Many of – Most of – Much of – Some of – None of – All of
Bu ifadeler miktar ve sayıyı anlatır. Hem sayılabilen hem sayılamayan isimlerle kullanılabilir.
| İfade | Anlam | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Many of | Birçoğu (sayılabilen) | Many of the students passed the exam. | Öğrencilerin birçoğu sınavı geçti. |
| Most of | Çoğu | Most of the work is done. | İşin çoğu tamamlandı. |
| Much of | Çoğu (sayılamayan) | Much of the water has evaporated. | Suyun çoğu buharlaştı. |
| Some of | Bazıları | Some of the cookies are broken. | Kurabiyelerin bazıları kırılmış. |
| None of | Hiçbiri | None of the answers is correct. | Cevapların hiçbiri doğru değil. |
| All of | Hepsi | All of the students are here. | Tüm öğrenciler burada. |
Not: Many of genellikle “plural” (çoğul) isimlerle, Much of ise sayılamayan isimlerle kullanılır.
Anyone – Someone – No one – Everyone
Bu kelimeler insanlar veya gruplar hakkında konuşurken çok sık kullanılır.
| Kelime | Anlam | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Anyone | Herhangi biri | Anyone can join the club. | Herkes kulübe katılabilir. |
| Someone | Biri | Someone left their bag. | Birisi çantasını bıraktı. |
| No one | Hiç kimse | No one was at home. | Evde hiç kimse yoktu. |
| Everyone | Herkes | Everyone loves holidays. | Herkes tatilleri sever. |
Örneklerle:
- Does anyone know the answer? (Cevabı bilen var mı?)
- Everyone is invited to the party. (Herkes partiye davetli.)
Tag Questions (Soru Eklentileri)
| İngilizce | Türkçe | Örnek | Türkçe Çeviri |
|---|---|---|---|
| You’re a teacher, aren’t you? | Sen öğretmensin, değil mi? | You’re coming to the party, aren’t you? | Partiye geliyorsun, değil mi? |
| She can swim, can’t she? | O yüzebilir, değil mi? | She likes chocolate, doesn’t she? | Çikolatayı sever, değil mi? |
| They didn’t call, did they? | Aramadılar, değil mi? | He isn’t ready, is he? | O hazır değil, değil mi? |
But – Because – So – Yet – For (Bağlaçlar)
Bu bağlaçlar cümleleri birbirine bağlar ve farklı anlam tonları verir.
| Bağlaç | Anlam | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| But | Ama, fakat | I like tea, but I don’t like coffee. | Çayı severim, ama kahveyi sevmem. |
| Because | Çünkü | She is happy because she passed the exam. | Sınavı geçtiği için mutlu. |
| So | Bu yüzden, böylece | It was raining, so we stayed home. | Yağmur yağıyordu, bu yüzden evde kaldık. |
| Yet | Ama yine de, henüz | He is tired, yet he continues working. | Yorgun ama yine de çalışmaya devam ediyor. |
| For | Çünkü (eski İngilizce / yazılı dil) | I cannot go, for I am sick. | Gidecek durumda değilim, çünkü hastayım. |
Both – Either – Neither
| Kelime | Anlamı | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Both | İkisi de | Both my friends are here. | Arkadaşlarımın ikisi de burada. |
| Either | İkisinden biri | You can take either book. | Kitaplardan herhangi birini alabilirsin. |
| Neither | Hiçbiri | Neither answer is correct. | Hiçbir cevap doğru değil. |
Ek örnek:
- Both of them speak English. (İkisi de İngilizce konuşuyor.)
- I don’t like either option. (İki seçenekten hiçbiri hoşuma gitmiyor.)
- Neither of the movies was interesting. (Filmlerin hiçbiri ilginç değildi.)
So – Either – Neither (Kısa Katılma Cümleleri)
- I love pizza. – So do I. (Ben de severim.)
- I don’t like coffee. – Neither do I. (Ben de sevmem.)
- I can’t swim. – I can’t either. (Ben de yüzemem.)
Past Tenses
| Zaman | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|
| Past Perfect | I had finished my homework before dinner. | Akşam yemeğinden önce ödevimi bitirmiştim. |
| Past Continuous | They were playing football when it started to rain. | Yağmur başladığında futbol oynuyorlardı. |
| Past Perfect Continuous | I had been studying for two hours before she called. | O aramadan önce iki saat çalışıyordum. |
Ek örnekler:
- She had already left. (O çoktan gitmişti.)
- I was reading a book. (Kitap okuyordum.)
- They had been waiting all morning. (Tüm sabah bekliyorlardı.)
Conditional Clauses
Type 1 – Gerçek ve olası:
- If it rains, I will stay home. (Yağmur yağarsa evde kalırım.)
- If you study, you can pass. (Ders çalışırsan geçebilirsin.)
- If she comes, we will start. (O gelirse başlarız.)
Type 2 – Hayali/şu an olmayan:
- If I were rich, I could travel. (Zengin olsaydım gezebilirdim.)
- If I had a car, I would drive. (Arabam olsaydı sürerdim.)
- If he knew, he would tell us. (Bilseydi bize söylerdi.)
Type 3 – Geçmişte olamayan:
- If I had studied harder, I would have passed. (Daha çok çalışsaydım geçerdim.)
- If she had left earlier, she could have caught the train. (Daha erken çıksaydı treni yakalayabilirdi.)
- If they had listened, they wouldn’t have failed. (Dinleselerdi başarısız olmazlardı.)
Zero Conditional
- If you heat water to 100°C, it boils. (Su 100°C’ye ısıtılırsa kaynar.)
- If it rains, the ground gets wet. (Yağmur yağarsa zemin ıslanır.)
- If you touch fire, you get burned. (Ateşe dokunursan yanarsın.)
- If you mix red and blue, you get purple. (Kırmızı ile maviyi karıştırırsan mor elde edersin.)
Wish Clauses
- I wish I knew the answer. (Keşke cevabı bilseydim.)
- I wish it weren’t raining. (Keşke yağmur yağmasaydı.)
- I wish she would call me. (Keşke beni arasaydı.)
- I wish I had studied harder. (Keşke daha çok çalışsaydım.)
Time Clauses in Future Tenses
Gelecek Zaman Anlatılırken Kullanılan Zaman Bağlaçları
Zaman bağlaçları iki eylem arasında zaman ilişkisi kurar. Bir olayın diğerinden önce, sonra veya aynı anda gerçekleştiğini anlatmaya yardımcı olurlar.
| İngilizce Bağlaç | Türkçesi |
|---|---|
| when | -dığında / ne zaman |
| before | -meden önce |
| after | -den sonra |
| until / till | -e kadar |
| as soon as | -er -mez |
| once | -dığı anda / bir kez |
| while | -iken |
Bu bağlaçlar kullanıldığında iki ayrı cümle parçası oluşur:
- Main clause (ana cümle)
- Time clause (zaman cümlesi)
Ana cümle genellikle geleceği anlatır, zaman cümlesi ise present tense kullanır.
When ile Gelecek Zaman
When bağlacı bir olayın başka bir olay gerçekleştiğinde olacağını ifade eder.
| Kelime | Türkçesi | İngilizce Cümle | Türkçe Cümle |
|---|---|---|---|
| when | ne zaman / -dığında | I will call you when I arrive. | Varınca seni arayacağım. |
| when | -dığında | She will start cooking when they come home. | Onlar eve geldiğinde yemek yapmaya başlayacak. |
| when | ne zaman | When you see him, tell him the news. | Onu gördüğünde haberi söyle. |
| when | -dığında | We will talk when the meeting ends. | Toplantı bittiğinde konuşacağız. |
| when | ne zaman | I will help you when I finish my work. | İşimi bitirdiğimde sana yardım edeceğim. |
Burada dikkat edilmesi gereken şey şudur:
❌ When I will arrive, I will call you.
✔ When I arrive, I will call you.
İngilizcede when ile future tense kullanılmaz.
Before ile Zaman Cümleleri
Before, bir olayın diğerinden önce gerçekleştiğini anlatır.
| Kelime | Türkçesi | İngilizce Cümle | Türkçe Cümle |
|---|---|---|---|
| before | -meden önce | I will finish my homework before I go out. | Dışarı çıkmadan önce ödevimi bitireceğim. |
| before | -meden önce | She will call you before she leaves. | Gitmeden önce seni arayacak. |
| before | -meden önce | We will eat dinner before the movie starts. | Film başlamadan önce akşam yemeği yiyeceğiz. |
| before | -meden önce | He will study before he takes the exam. | Sınava girmeden önce çalışacak. |
Bu yapıda da zaman cümlesinde present tense kullanılır.
İngilizcede Active (Etken) ve Passive (Edilgen) Yapılar
- Active (Etken): Cümlede işi yapan kişi (özne) ön plandadır.
- Passive (Edilgen): Yapılan iş (nesne) ön plana çıkar, işi yapan kişi önemli değilse ya da bilinmiyorsa kullanılabilir.
Edilgen yapı oluşturulurken genel kural:
👉 Özne + be (am/is/are/was/were/been/being) + fiilin 3. hali (V3)
| Zaman (Tense) | Active (Etken) | Türkçesi | Passive (Edilgen) | Türkçesi |
|---|---|---|---|---|
| Present Simple | Mike writes the article. | Mike makaleyi yazar. | The article is written by Mike. | Makale Mike tarafından yazılır. |
| Present Continuous | Mike is writing the article. | Mike makaleyi yazıyor. | The article is being written by Mike. | Makale Mike tarafından yazılıyor. |
| Present Perfect | Mike has written the article. | Mike makaleyi yazmıştır. | The article has been written by Mike. | Makale Mike tarafından yazılmıştır. |
| Past Simple | Mike wrote the article. | Mike makaleyi yazdı. | The article was written by Mike. | Makale Mike tarafından yazıldı. |
| Past Continuous | Mike was writing the article. | Mike makaleyi yazıyordu. | The article was being written by Mike. | Makale Mike tarafından yazılıyordu. |
| Past Perfect | Mike had written the article. | Mike makaleyi yazmıştı. | The article had been written by Mike. | Makale Mike tarafından yazılmıştı. |
| Future Simple | Mike will write the article. | Mike makaleyi yazacak. | The article will be written by Mike. | Makale Mike tarafından yazılacak. |
| Future “going to” | Mike is going to write the article. | Mike makaleyi yazacak (plan). | The article is going to be written by Mike. | Makale Mike tarafından yazılacak. |
| Modal (can) | Mike can write the article. | Mike makaleyi yazabilir. | The article can be written by Mike. | Makale Mike tarafından yazılabilir. |
| Modal (must) | Mike must write the article. | Mike makaleyi yazmalı. | The article must be written by Mike. | Makale Mike tarafından yazılmalı. |
| Modal (should) | Mike should write the article. | Mike makaleyi yazmalı (tavsiye). | The article should be written by Mike. | Makale Mike tarafından yazılmalı. |
| Present Perfect Continuous ❌ | Mike has been writing… | (kullanılır) | ❌ Passive yok / kullanılmaz | ❌ |
| Past Perfect Continuous ❌ | Mike had been writing… | (kullanılır) | ❌ Passive yok / kullanılmaz | ❌ |
Passive Forms of Modals and Phrasal Modals
Modal fiillerin ve phrasal modalların edilgen (passive) kullanımı
Modal fiiller ise İngilizcede zorunluluk, izin, tavsiye, olasılık ve yetenek gibi anlamlar verir. En yaygın modal fiiller can, could, must, should, may, might gibi kelimelerdir. Bu fiiller aktif cümlelerde bir kişinin bir işi yapmasını anlatırken, passive yapıya dönüştürüldüğünde işin yapılması gerektiğini veya yapılabileceğini anlatır.
Modal fiiller passive yapıya girdiğinde cümlenin yapısı şu şekilde olur:
| Yapı | Açıklama |
|---|---|
| modal + be + V3 | modal fiil + be + fiilin 3. hali |
Bu yapı sayesinde cümlenin odağı eylemi yapan kişi yerine eylemin kendisi olur.
Modal + Passive Yapısı
Modal fiiller passive kullanıldığında fiilin üçüncü hali (past participle) kullanılır. Modal fiilden sonra be gelir ve ardından fiilin V3 formu kullanılır.
| Kelime | Türkçesi | İngilizce Cümle | Türkçe Cümle |
|---|---|---|---|
| must | zorunda olmak | The report must be finished today. | Rapor bugün bitirilmek zorunda. |
| must | zorunda olmak | The rules must be followed by everyone. | Kurallar herkes tarafından takip edilmelidir. |
| must | zorunda olmak | The door must be locked at night. | Kapı gece kilitlenmelidir. |
| must | zorunda olmak | The problem must be solved quickly. | Problem hızlıca çözülmelidir. |
| must | zorunda olmak | The work must be completed before Friday. | İş cuma gününden önce tamamlanmalıdır. |
Can / Could ile Passive Kullanım
Can ve could genellikle bir şeyin yapılabilme ihtimalini veya yeteneğini anlatır. Passive kullanıldığında bir işin yapılabileceğini ifade eder.
| Kelime | Türkçesi | İngilizce Cümle | Türkçe Cümle |
|---|---|---|---|
| can | -ebilir | The problem can be solved easily. | Problem kolayca çözülebilir. |
| can | -ebilir | The door can be opened from inside. | Kapı içeriden açılabilir. |
| can | -ebilir | This book can be read online. | Bu kitap çevrim içi okunabilir. |
| can | -ebilir | The computer can be repaired quickly. | Bilgisayar hızlıca tamir edilebilir. |
| can | -ebilir | The information can be found on the website. | Bilgi web sitesinde bulunabilir. |
| could | -ebilirdi | The mistake could be fixed. | Hata düzeltilebilirdi. |
| could | -ebilirdi | The project could be finished earlier. | Proje daha erken bitirilebilirdi. |
| could | -ebilirdi | The issue could be solved with a meeting. | Sorun bir toplantıyla çözülebilirdi. |
| could | -ebilirdi | The plan could be improved. | Plan geliştirilebilirdi. |
Should ile Passive Kullanım
Should tavsiye, öneri veya yapılması gereken bir şeyi ifade eder.
| Kelime | Türkçesi | İngilizce Cümle | Türkçe Cümle |
|---|---|---|---|
| should | -meli / -malı | The report should be written carefully. | Rapor dikkatli yazılmalı. |
| should | -meli | The homework should be done tonight. | Ödev bu gece yapılmalı. |
| should | -meli | The form should be filled out completely. | Form tamamen doldurulmalı. |
| should | -meli | The problem should be discussed. | Problem tartışılmalı. |
| should | -meli | The email should be answered quickly. | E-posta hızlıca cevaplanmalı. |
| should | -meli | The documents should be checked. | Belgeler kontrol edilmeli. |
| should | -meli | The room should be cleaned. | Oda temizlenmeli. |
May / Might ile Passive Kullanım
May ve might genellikle olasılık anlatır.
| Kelime | Türkçesi | İngilizce Cümle | Türkçe Cümle |
|---|---|---|---|
| may | olabilir | The meeting may be canceled. | Toplantı iptal edilebilir. |
| may | olabilir | The results may be announced tomorrow. | Sonuçlar yarın açıklanabilir. |
| may | olabilir | The plan may be changed. | Plan değiştirilebilir. |
| may | olabilir | The event may be postponed. | Etkinlik ertelenebilir. |
| might | olabilir | The problem might be solved soon. | Problem yakında çözülebilir. |
| might | olabilir | The road might be closed. | Yol kapatılabilir. |
| might | olabilir | The decision might be changed. | Karar değiştirilebilir. |
Phrasal Modals ve Passive Yapı
Bazı modal anlamları tek kelimeyle değil iki veya üç kelimeden oluşan yapılardan oluşur. Bunlara phrasal modals denir. Bu yapılar İngilizcede oldukça yaygındır ve passive forma dönüştürülebilir.
| Phrasal Modal | Türkçesi |
|---|---|
| have to | zorunda olmak |
| be supposed to | yapılması beklenmek |
| be allowed to | izin verilmek |
| be able to | yapabilmek |
| be going to | olacak |
Bu yapılarda passive form şu şekilde kurulur:
| Yapı | Kullanım |
|---|---|
| phrasal modal + be + V3 | edilgen yapı |
Have To Passive
Have to zorunluluk ifade eder.
| Kelime | Türkçesi | İngilizce Cümle | Türkçe Cümle |
|---|---|---|---|
| have to | zorunda olmak | The work has to be finished today. | İş bugün bitirilmek zorunda. |
| have to | zorunda olmak | The report has to be written again. | Rapor tekrar yazılmak zorunda. |
| have to | zorunda olmak | The project has to be completed this month. | Proje bu ay tamamlanmak zorunda. |
| have to | zorunda olmak | The problem has to be solved quickly. | Problem hızlıca çözülmek zorunda. |
| have to | zorunda olmak | The files have to be checked. | Dosyalar kontrol edilmek zorunda. |
Using Be Supposed To and Was / Were Going To
“Be supposed to” yapısı ve geçmişte kullanılan “going to”
İngilizcede bazı yapılar doğrudan zaman anlatmaktan çok beklenti, plan veya niyet ifade eder. Özellikle günlük konuşmada sık kullanılan iki önemli yapı “be supposed to” ve “was / were going to” ifadeleridir.
Bu iki yapı bazen birbirine benzer görünse de anlamları tamamen aynı değildir. Biri genellikle beklenen veya yapılması gereken şeyleri, diğeri ise geçmişte planlanmış ama gerçekleşip gerçekleşmediği kesin olmayan niyetleri anlatır. İngilizce konuşmada, özellikle günlük diyaloglarda, bu iki yapı oldukça doğal ve yaygın şekilde kullanılır.
Be Supposed To Yapısı
Be supposed to yapısı bir kişinin bir şeyi yapmasının beklendiğini, görevi olduğunu veya kurallar gereği yapması gerektiğini ifade eder. Bu yapı bazen Türkçede “yapması gerekiyor”, “yapması bekleniyor” veya “yapması lazım” gibi çevrilebilir.
Bu yapı genellikle şu şekilde kurulur:
| Yapı | Kullanım |
|---|---|
| am / is / are supposed to + verb | beklenen eylem |
| was / were supposed to + verb | geçmiş beklenti |
Bu yapı çoğu zaman kurallar, planlar, görevler ve beklentiler için kullanılır.
Be Supposed To Kullanım Örnekleri
| Kelime | Türkçesi | İngilizce Cümle | Türkçe Cümle |
|---|---|---|---|
| be supposed to | yapması beklenmek | I am supposed to finish this report today. | Bu raporu bugün bitirmem gerekiyor. |
| be supposed to | beklenmek | She is supposed to call me tonight. | Bu gece beni araması bekleniyor. |
| be supposed to | beklenmek | We are supposed to meet at 7 pm. | Saat 7’de buluşmamız gerekiyor. |
| be supposed to | beklenmek | He is supposed to be at work now. | Şu anda işte olması gerekiyor. |
| be supposed to | beklenmek | The train is supposed to arrive at 9. | Tren 9’da gelmesi bekleniyor. |
| be supposed to | beklenmek | Students are supposed to wear uniforms. | Öğrencilerin üniforma giymesi beklenir. |
Bu yapı özellikle kurallar ve sorumluluklar anlatırken sık kullanılır.
Geçmişte Be Supposed To
Geçmişte kullanılan was / were supposed to, yapılması beklenen fakat çoğu zaman yapılmamış bir şeyi anlatır.
| Kelime | Türkçesi | İngilizce Cümle | Türkçe Cümle |
|---|---|---|---|
| was supposed to | yapması bekleniyordu | I was supposed to call you yesterday. | Dün seni aramam gerekiyordu. |
| was supposed to | bekleniyordu | She was supposed to come earlier. | Daha erken gelmesi gerekiyordu. |
| were supposed to | bekleniyordu | We were supposed to meet at the café. | Kafede buluşmamız gerekiyordu. |
| was supposed to | bekleniyordu | The meeting was supposed to start at 10. | Toplantının 10’da başlaması gerekiyordu. |
| were supposed to | bekleniyordu | They were supposed to finish the project. | Projeyi bitirmeleri gerekiyordu. |
Bu kullanım çoğu zaman hayal kırıklığı veya gerçekleşmeyen plan anlamı taşır.
Was / Were Going To Yapısı
Going to normalde gelecekteki planları anlatır. Ancak was / were going to kullanıldığında bu plan geçmişte yapılmış bir plan veya niyet olur.
Bu yapı genellikle şu anlamı verir:
- geçmişte planlanmış bir şey
- yapılması düşünülmüş ama belki gerçekleşmemiş bir eylem
Yapısı şu şekildedir:
| Yapı | Kullanım |
|---|---|
| was / were going to + verb | geçmişte planlanan eylem |
Was / Were Going To Kullanım Örnekleri
| Kelime | Türkçesi | İngilizce Cümle | Türkçe Cümle |
|---|---|---|---|
| was going to | yapacaktı | I was going to call you. | Seni arayacaktım. |
| was going to | yapacaktı | She was going to buy a new phone. | Yeni bir telefon alacaktı. |
| were going to | yapacaktı | We were going to travel this summer. | Bu yaz seyahat edecektik. |
| was going to | yapacaktı | He was going to start a new job. | Yeni bir işe başlayacaktı. |
| were going to | yapacaktı | They were going to move to another city. | Başka bir şehre taşınacaklardı. |
| was going to | yapacaktı | I was going to watch that movie. | O filmi izleyecektim. |
İki Yapının Karşılaştırılması
Bu iki yapı bazen benzer görünse de anlam farkı vardır.
Be supposed to daha çok beklenti veya sorumluluk,
was / were going to ise plan veya niyet anlatır.
| Yapı | İngilizce Cümle | Türkçe |
|---|---|---|
| be supposed to | I am supposed to finish this work. | Bu işi bitirmem gerekiyor. |
| be supposed to | She is supposed to arrive early. | Erken gelmesi bekleniyor. |
| was supposed to | I was supposed to call you. | Seni aramam gerekiyordu. |
| was going to | I was going to call you. | Seni arayacaktım. |
| were going to | We were going to travel. | Seyahat edecektik. |
Burada küçük ama önemli bir fark vardır.
“I was supposed to call you” → Aramam gerekiyordu (ama muhtemelen aramadım).
“I was going to call you” → Arayacaktım (planım vardı ama gerçekleşmeyebilir).
Günlük Konuşmada Kullanım
Bu iki yapı İngilizce konuşma dilinde oldukça yaygındır ve doğal diyaloglarda sık görülür.
| Kelime | Türkçesi | İngilizce Cümle | Türkçe Cümle |
|---|---|---|---|
| be supposed to | beklenmek | You are supposed to be here at 8. | Saat 8’de burada olman gerekiyor. |
| be supposed to | beklenmek | The bus is supposed to arrive soon. | Otobüsün yakında gelmesi gerekiyor. |
| was going to | yapacaktı | I was going to send you a message. | Sana mesaj gönderecektim. |
| was going to | yapacaktı | She was going to study abroad. | Yurt dışında okuyacaktı. |
| were going to | yapacaktı | We were going to have dinner together. | Birlikte akşam yemeği yiyecektik. |
Kısa Hatırlatma
| Yapı | Anlam |
|---|---|
| be supposed to | yapılması beklenen şey |
| was / were supposed to | geçmişte yapılması beklenen şey |
| was / were going to | geçmişte planlanan şey |
Bu iki yapı İngilizcede özellikle günlük konuşma, hikâye anlatımı ve geçmiş planları ifade etme açısından oldukça önemlidir. Bu yapıları öğrenmek İngilizceyi daha doğal ve akıcı kullanmayı sağlar.
Be Supposed To Passive
Be supposed to bir şeyin yapılmasının beklendiğini ifade eder.
| Kelime | Türkçesi | İngilizce Cümle | Türkçe Cümle |
|---|---|---|---|
| be supposed to | beklenmek | The report is supposed to be finished today. | Raporun bugün bitirilmesi bekleniyor. |
| be supposed to | beklenmek | The meeting is supposed to be organized tomorrow. | Toplantının yarın düzenlenmesi bekleniyor. |
| be supposed to | beklenmek | The system is supposed to be updated. | Sistemin güncellenmesi bekleniyor. |
| be supposed to | beklenmek | The work is supposed to be completed soon. | İşin yakında tamamlanması bekleniyor. |
Be Allowed To Passive
Be allowed to izin anlamı taşır.
| Kelime | Türkçesi | İngilizce Cümle | Türkçe Cümle |
|---|---|---|---|
| be allowed to | izin verilmek | Phones are not allowed to be used here. | Telefonların burada kullanılmasına izin verilmez. |
| be allowed to | izin verilmek | Cars are not allowed to be parked here. | Arabaların burada park etmesine izin verilmez. |
| be allowed to | izin verilmek | Cameras are not allowed to be used. | Kameraların kullanılmasına izin verilmez. |
| be allowed to | izin verilmek | Food is not allowed to be brought inside. | İçeriye yemek getirilmesine izin verilmez. |
Active ve Passive Karşılaştırması
Active ve passive cümleler aynı anlamı verebilir ancak odak farklıdır.
| Active | Passive | Türkçe |
|---|---|---|
| You must finish the work. | The work must be finished. | İş bitirilmelidir. |
| They should check the system. | The system should be checked. | Sistem kontrol edilmelidir. |
| People can solve the problem. | The problem can be solved. | Problem çözülebilir. |
| They have to complete the project. | The project has to be completed. | Proje tamamlanmalıdır. |
Passive yapı kullanıldığında eylemi yapan kişi genellikle önemli değildir veya belirtilmez.
Genel Yapı Özeti
Modal fiiller ve phrasal modallar passive kullanıldığında temel yapı aynıdır.
| Yapı | Örnek |
|---|---|
| modal + be + V3 | The report must be written. |
| modal + be + V3 | The system can be repaired. |
| phrasal modal + be + V3 | The project has to be finished. |
| phrasal modal + be + V3 | The work is supposed to be completed. |
Bu yapı İngilizcede özellikle resmi açıklamalar, talimatlar, akademik yazılar ve kurallar için çok yaygın bir şekilde kullanılır. Modal fiillerin passive kullanımı öğrenildiğinde İngilizce yazı ve konuşma çok daha doğal, profesyonel ve doğru hale gelir.
After ile Zaman Cümleleri
After, bir olayın diğerinden sonra gerçekleşeceğini anlatır.
| Kelime | Türkçesi | İngilizce Cümle | Türkçe Cümle |
|---|---|---|---|
| after | -den sonra | I will relax after I finish work. | İşimi bitirdikten sonra dinleneceğim. |
| after | -den sonra | She will travel after she graduates. | Mezun olduktan sonra seyahat edecek. |
| after | -den sonra | They will celebrate after they win the match. | Maçı kazandıktan sonra kutlama yapacaklar. |
| after | -den sonra | We will go home after the meeting ends. | Toplantı bittikten sonra eve gideceğiz. |
Using Other in English
İngilizcede “Other” Kullanımı
Other, tek başına kullanılabildiği gibi farklı kelimelerle birlikte de kullanılabilir. Özellikle other, another, the other, others, the others gibi yapılar İngilizcede oldukça önemli bir gramer konusudur. Bu kelimeler bazen benzer görünse de kullanımları farklıdır ve doğru anlamı vermek için doğru şekilde kullanılmaları gerekir.
Other Kullanımı
Other kelimesi genellikle bir isimden önce kullanılır ve “diğer” anlamını verir. Bir gruptaki başka şeyleri ifade etmek için kullanılır.
| Kelime | Türkçesi | İngilizce Cümle | Türkçe Cümle |
|---|---|---|---|
| other | diğer | I have other plans today. | Bugün başka planlarım var. |
| other | diğer | She has other ideas. | Onun başka fikirleri var. |
| other | diğer | We should consider other options. | Başka seçenekleri düşünmeliyiz. |
| other | diğer | He likes other sports. | O başka sporları seviyor. |
| other | diğer | They visited other cities. | Başka şehirleri ziyaret ettiler. |
| other | diğer | I want to see other places. | Başka yerler görmek istiyorum. |
| other | diğer | She bought other books. | Başka kitaplar satın aldı. |
Bu kullanımda other kelimesinden sonra çoğul isim gelmesi çok yaygındır.
Another Kullanımı
Another kelimesi aslında an + other birleşimidir ve genellikle tekil isimlerle kullanılır. Türkçede “bir tane daha” veya “başka bir” anlamına gelir.
| Kelime | Türkçesi | İngilizce Cümle | Türkçe Cümle |
|---|---|---|---|
| another | başka bir | I need another pen. | Başka bir kaleme ihtiyacım var. |
| another | bir tane daha | She ordered another coffee. | Bir kahve daha sipariş etti. |
| another | başka bir | He bought another car. | Başka bir araba aldı. |
| another | bir tane daha | Can I have another slice of pizza? | Bir dilim pizza daha alabilir miyim? |
| another | başka bir | Let’s try another restaurant. | Başka bir restoran deneyelim. |
| another | bir tane daha | She asked another question. | Bir soru daha sordu. |
The Other Kullanımı
The other belirli bir gruptaki geri kalan tek şeyi veya kişiyi ifade eder.
| Kelime | Türkçesi | İngilizce Cümle | Türkçe Cümle |
|---|---|---|---|
| the other | diğeri | I have two bags. One is red, the other is blue. | İki çantam var. Biri kırmızı, diğeri mavi. |
| the other | diğeri | One student is absent, the other is here. | Bir öğrenci yok, diğeri burada. |
| the other | diğeri | This road goes to the city, the other goes to the village. | Bu yol şehre gider, diğeri köye gider. |
| the other | diğeri | One shoe is under the table, the other is near the door. | Bir ayakkabı masanın altında, diğeri kapının yanında. |
Bu kullanım genellikle iki şey arasında karşılaştırma yaparken görülür.
Others Kullanımı
Others kelimesi “diğer insanlar / diğer şeyler” anlamına gelir ve isim kullanılmadan kullanılır.
| Kelime | Türkçesi | İngilizce Cümle | Türkçe Cümle |
|---|---|---|---|
| others | diğerleri | Some students are here, others are late. | Bazı öğrenciler burada, diğerleri geç kaldı. |
| others | diğerleri | Some people like coffee, others prefer tea. | Bazı insanlar kahveyi sever, diğerleri çayı tercih eder. |
| others | diğerleri | Some books are interesting, others are boring. | Bazı kitaplar ilginç, diğerleri sıkıcı. |
| others | diğerleri | Some cars are expensive, others are cheap. | Bazı arabalar pahalıdır, diğerleri ucuzdur. |
| others | diğerleri | Some students study hard, others relax. | Bazı öğrenciler çok çalışır, diğerleri dinlenir. |
The Others Kullanımı
The others belirli bir gruptaki geri kalan tüm kişiler veya şeyler anlamına gelir.
| Kelime | Türkçesi | İngilizce Cümle | Türkçe Cümle |
|---|---|---|---|
| the others | diğerleri | Two students are absent, the others are here. | İki öğrenci yok, diğerleri burada. |
| the others | diğerleri | Three books are mine, the others are yours. | Üç kitap benim, diğerleri senin. |
| the others | diğerleri | Some chairs are broken, the others are fine. | Bazı sandalyeler kırık, diğerleri iyi. |
| the others | diğerleri | Five people arrived early, the others came later. | Beş kişi erken geldi, diğerleri sonra geldi. |
Other ile Günlük Konuşma Örnekleri
Other ve türevleri günlük İngilizcede çok sık kullanılır.
| Kelime | Türkçesi | İngilizce Cümle | Türkçe Cümle |
|---|---|---|---|
| other | başka | Do you have other suggestions? | Başka önerilerin var mı? |
| another | bir tane daha | I want another chance. | Bir şans daha istiyorum. |
| the other | diğeri | One door is open, the other is closed. | Bir kapı açık, diğeri kapalı. |
| others | diğerleri | Some people agree, others disagree. | Bazı insanlar kabul eder, diğerleri etmez. |
| the others | diğerleri | Two players are injured, the others are ready. | İki oyuncu sakat, diğerleri hazır. |
| another | başka bir | Let’s try another idea. | Başka bir fikir deneyelim. |
| other | diğer | She likes other movies. | O başka filmleri seviyor. |
Kısa Bir Hatırlatma
İngilizcede other ailesi şu şekilde kullanılır:
| Kelime | Kullanım |
|---|---|
| other | diğer |
| another | başka bir |
| the other | diğeri |
| others | diğerleri |
| the others | geri kalan diğerleri |
Until / Till ile Zaman Cümleleri
Until veya till, bir eylemin belirli bir zamana kadar devam edeceğini anlatır.
| Kelime | Türkçesi | İngilizce Cümle | Türkçe Cümle |
|---|---|---|---|
| until | -e kadar | I will wait until you arrive. | Sen gelene kadar bekleyeceğim. |
| until | -e kadar | She will stay here until the rain stops. | Yağmur durana kadar burada kalacak. |
| till | -e kadar | We will work till the project finishes. | Proje bitene kadar çalışacağız. |
| until | -e kadar | He will study until midnight. | Gece yarısına kadar çalışacak. |
As Soon As ile Zaman Cümleleri
As soon as, bir olayın hemen ardından gerçekleşeceğini anlatır.
| Kelime | Türkçesi | İngilizce Cümle | Türkçe Cümle |
|---|---|---|---|
| as soon as | -er -mez | I will call you as soon as I arrive. | Varır varmaz seni arayacağım. |
| as soon as | -er -mez | She will tell us as soon as she knows. | Öğrenir öğrenmez bize söyleyecek. |
| as soon as | -er -mez | We will leave as soon as the bus comes. | Otobüs gelir gelmez ayrılacağız. |
| as soon as | -er -mez | He will start working as soon as he gets the job. | İşi alır almaz çalışmaya başlayacak. |
Time Clause Yapısını Daha Net Görmek
Time clause içeren cümlelerde yapı genellikle şu şekildedir:
| Ana Cümle (Future) | Zaman Cümlesi (Present) | Türkçe |
|---|---|---|
| I will call you | when I arrive | Varınca seni arayacağım. |
| She will cook dinner | after she finishes work | İşini bitirdikten sonra yemek yapacak. |
| We will start the meeting | when everyone arrives | Herkes geldiğinde toplantıya başlayacağız. |
| They will go home | after the party ends | Parti bittikten sonra eve gidecekler. |
İngilizce Öğrenirken Yapılan Yaygın Hata
En yaygın hata zaman cümlesinde future tense kullanmaktır.
| Yanlış | Doğru | Türkçe |
|---|---|---|
| When I will see him, I will talk to him. | When I see him, I will talk to him. | Onu gördüğümde konuşacağım. |
| After she will arrive, we will eat. | After she arrives, we will eat. | O geldikten sonra yemek yiyeceğiz. |
Kısa Bir Hatırlatma
Time clause kullanılan cümlelerde yapı genellikle şöyle çalışır:
| Bölüm | Kullanılan Zaman |
|---|---|
| Ana cümle | Future tense |
| Zaman cümlesi | Present tense |
Bu yapı özellikle when, before, after, until, as soon as gibi bağlaçlarla kurulan cümlelerde görülür. Bu kurala alışmak, İngilizcede doğal ve doğru gelecek zaman cümleleri kurmayı çok daha kolay hale getirir.
Prefer – Would prefer – Would rather – Would like
- I prefer tea to coffee. (Çayı kahveye tercih ederim.)
- I would prefer to stay home. (Evde kalmayı tercih ederim.)
- I would rather eat pizza. (Pizza yemeyi tercih ederim.)
- I would like a cup of tea. (Bir fincan çay isterim.)
Must be – Can’t be
- He must be tired. (Yorgun olmalı.)
- She can’t be at home now. (Şu anda evde olamaz.)
- They must be joking. (Şaka yapıyor olmalılar.)
- That can’t be true. (Bu doğru olamaz.)
Should – Shouldn’t (Tavsiye / Uyarı)
Should, tavsiye veya olası doğru davranış için, shouldn’t ise kaçınılması gereken durum için kullanılır.
| Yapı | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|
| Should | You should study harder. | Daha çok çalışmalısın. |
| Shouldn’t | You shouldn’t smoke. | Sigara içmemelisin. |
Ek örnekler:
- He should apologize. (Özür dilemeli.)
- We shouldn’t be late. (Geç kalmamalıyız.)
- You should drink more water. (Daha fazla su içmelisin.)
- They shouldn’t eat so much sugar. (Çok şeker yememeliler.)
Had better (Kesin tavsiye / uyarı)
“Had better” daha güçlü bir tavsiye veya uyarı verir, genellikle olumsuz sonuç vurgusu taşır.
| Örnek | Türkçe |
|---|---|
| You had better leave now. | Şimdi gitsen iyi olur. |
| She had better see a doctor. | Doktora görünse iyi olur. |
| We had better not be late. | Geç kalmasak iyi olur. |
| He had better apologize quickly. | Hızlıca özür dilese iyi olur. |
Ought To ile Tavsiye ve Yükümlülük
“Ought to” → Tavsiye veya yükümlülük belirtir.
- “Had better” kadar güçlü değildir.
- Olumlu ve olumsuz tavsiye verir, ama genellikle olumsuz sonucu vurgulamaz.
| Örnek Cümle | Türkçesi |
|---|---|
| You ought to study more. | Daha çok çalışsan iyi olur. |
| She ought to apologize. | Özür dilesi iyi olur. |
| We ought not to be rude. | Kaba olmamalıyız. |
| He ought to see a doctor. | Doktora görünmeli. |
| They ought to arrive early. | Erken varmalılar. |
Through – Throughout
- Through → içinden geçmek
- We walked through the park. (Parkın içinden yürüdük.)
- He looked through the window. (Pencereden baktı.)
- Throughout → boyunca, her yerinde, genel olarak
- The festival lasted throughout the week. (Festival tüm hafta boyunca sürdü.)
- He is famous throughout the country. (Tüm ülkede ünlüdür.)
Perfect Modals (Geçmişte Olasılık / Tahmin / Pişmanlık)
Perfect modals, geçmişteki olasılık, zorunluluk veya pişmanlıkları anlatır.
| Yapı | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|
| must have + V3 | He must have left early. | Erken gitmiş olmalı. |
| might have + V3 | She might have missed the bus. | Otobüsü kaçırmış olabilir. |
| could have + V3 | I could have helped you. | Sana yardım edebilirdim. |
| should have + V3 | You should have studied. | Ders çalışmalıydın. |
| shouldn’t have + V3 | He shouldn’t have lied. | Yalan söylememeliydi. |
Ek örnekler:
- They must have forgotten the meeting. (Toplantıyı unutmuş olmalılar.)
- I might have left my phone at home. (Telefonumu evde bırakmış olabilirim.)
- She could have called me. (Beni arayabilirdi.)
Need to – Needn’t (Gereklilik ve Gereksizlik)
- Need to → yapmak zorunda olmak / gerekli
- I need to finish this today. (Bunu bugün bitirmem gerekiyor.)
- You need to see a doctor. (Doktora görünmen gerekli.)
- Needn’t → yapmaya gerek yok / zorunluluk yok
- You needn’t come early. (Erken gelmeye gerek yok.)
- He needn’t worry. (Endişelenmesine gerek yok.)
Ek örnekler:
- We need to book a hotel. (Otel ayırtmamız gerekiyor.)
- You needn’t bring food. (Yemek getirmenize gerek yok.)
Used to – Get used to – Be used to
Bu yapılar geçmiş alışkanlık ve alışma durumlarını ifade eder.
| Yapı | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|
| Used to | I used to play football. | Eskiden futbol oynardım. |
| Be used to | I am used to waking up early. | Erken kalkmaya alışkınım. |
| Get used to | She is getting used to her new job. | Yeni işine alışıyor. |
Ek örnekler:
- He used to smoke. (Eskiden sigara içerdi.)
- We are used to cold weather. (Soğuk havaya alışkınız.)
- I’m getting used to this routine. (Bu rutine alışıyorum.)
Imperative Sentences
İngilizcede Emir Cümleleri
İngilizcede imperative cümlelerin en dikkat çekici özelliği, cümlenin genellikle özne olmadan başlamasıdır. Çünkü özne çoğu zaman “you” olarak kabul edilir fakat cümlede yazılmaz. Bu nedenle cümle doğrudan fiil ile başlar.
Örneğin günlük konuşmada çok duyulan şu cümleler birer imperative cümledir:
- Sit down. → Otur.
- Open the door. → Kapıyı aç.
- Listen carefully. → Dikkatlice dinle.
Bu yapı İngilizcede oldukça kısa ve doğrudandır.
Temel Emir Cümleleri
Aşağıdaki tabloda en yaygın kullanılan emir cümleleri ve Türkçe karşılıkları görülebilir.
| Kelime | Türkçesi | İngilizce Cümle | Türkçe Cümle |
|---|---|---|---|
| open | açmak | Open the window. | Pencereyi aç. |
| close | kapatmak | Close the door. | Kapıyı kapat. |
| sit | oturmak | Sit on the chair. | Sandalyeye otur. |
| stand | ayağa kalkmak | Stand up. | Ayağa kalk. |
| listen | dinlemek | Listen carefully. | Dikkatlice dinle. |
| read | okumak | Read the book. | Kitabı oku. |
| write | yazmak | Write your name. | İsmini yaz. |
| wait | beklemek | Wait here. | Burada bekle. |
| look | bakmak | Look at the sky. | Gökyüzüne bak. |
| stop | durmak | Stop the car. | Arabayı durdur. |
| come | gelmek | Come here. | Buraya gel. |
| go | gitmek | Go to the park. | Parka git. |
| bring | getirmek | Bring the keys. | Anahtarları getir. |
| take | almak | Take your bag. | Çantanı al. |
| turn | dönmek | Turn left. | Sola dön. |
| give | vermek | Give me the pen. | Kalemi ver. |
| show | göstermek | Show your homework. | Ödevini göster. |
| wash | yıkamak | Wash your hands. | Ellerini yıka. |
| clean | temizlemek | Clean the table. | Masayı temizle. |
| eat | yemek | Eat your vegetables. | Sebzelerini ye. |
| drink | içmek | Drink some water. | Su iç. |
| sleep | uyumak | Sleep well. | İyi uyu. |
| run | koşmak | Run to the park. | Parka koş. |
| jump | zıplamak | Jump over the rope. | İpi atla. |
| speak | konuşmak | Speak louder. | Daha yüksek sesle konuş. |
| draw | çizmek | Draw a house. | Bir ev çiz. |
| cut | kesmek | Cut the paper. | Kağıdı kes. |
| climb | tırmanmak | Climb the ladder. | Merdivene tırman. |
| push | itmek | Push the door. | Kapıyı it. |
| pull | çekmek | Pull the rope. | İpi çek. |
| catch | yakalamak | Catch the ball. | Topu yakala. |
| kick | tekmelemek | Kick the ball. | Topa tekme at. |
| throw | atmak | Throw the ball. | Topu at. |
| fix | tamir etmek | Fix the chair. | Sandalyeyi tamir et. |
| build | inşa etmek | Build a sandcastle. | Kumdan kale yap. |
| paint | boyamak | Paint the wall. | Duvarı boya. |
| plant | dikmek | Plant a tree. | Bir ağaç dik. |
| hug | sarılmak | Hug your friend. | Arkadaşına sarıl. |
| kiss | öpmek | Kiss your mother. | Anneni öp. |
| smile | gülümsemek | Smile at the camera. | Kameraya gülümse. |
| laugh | gülmek | Laugh loudly. | Yüksek sesle gül. |
| cry | ağlamak | Don’t cry. | Ağlama. |
| sing | şarkı söylemek | Sing a song. | Bir şarkı söyle. |
| dance | dans etmek | Dance with me. | Benimle dans et. |
| measure | ölçmek | Measure the table. | Masayı ölç. |
| count | saymak | Count to ten. | Ona kadar say. |
| fold | katlamak | Fold the paper. | Kağıdı katla. |
| organize | düzenlemek | Organize your desk. | Masanı düzenle. |
| repair | tamir etmek | Repair the bike. | Bisikleti tamir et. |
| cook | pişirmek | Cook dinner. | Akşam yemeğini pişir. |
| boil | kaynatmak | Boil the water. | Suyu kaynat. |
| iron | ütülemek | Iron the shirt. | Gömleği ütüle. |
| sweep | süpürmek | Sweep the room. | Odayı süpür. |
| mop | paspaslamak | Mop the floor. | Yeri paspasla. |
| vacuum | elektrikli süpürge yapmak | Vacuum the carpet. | Halıyı süpür. |
| sharpen | bilemek | Sharpen the pencil. | Kalemi bile. |
| decorate | süslemek | Decorate the room. | Odayı süsle. |
| arrange | düzenlemek | Arrange the books. | Kitapları sırala. |
| feed | beslemek | Feed the cat. | Kediyi besle. |
| water | sulamak | Water the plants. | Bitkileri sul. |
| slice | dilimlemek | Slice the bread. | Ekmeği dilimle. |
| peel | soymak | Peel the fruit. | Meyveyi soy. |
| mix | karıştırmak | Mix the ingredients. | Malzemeleri karıştır. |
| stir | karıştırmak | Stir the soup. | Çorbayı karıştır. |
| bake | fırında pişirmek | Bake the cake. | Pastayı pişir. |
| fry | kızartmak | Fry the potatoes. | Patatesleri kızart. |
| roast | kavurmak | Roast the meat. | Eti kavur. |
| squeeze | sıkmak | Squeeze the lemon. | Limonu sık. |
| pour | dökmek | Pour the juice. | Meyve suyunu dök. |
| wipe | silmek | Wipe the table. | Masayı sil. |
| dust | toz almak | Dust the shelves. | Rafları toz al. |
| lift | kaldırmak | Lift the box. | Kutuyu kaldır. |
| carry | taşımak | Carry the bag. | Çantayı taşı. |
| move | hareket ettirmek | Move the chair. | Sandalyeyi hareket ettir. |
| lock | kilitlemek | Lock the door. | Kapıyı kilitle. |
| unlock | açmak | Unlock the box. | Kutuyu aç. |
| shake | sallamak | Shake the bottle. | Şişeyi salla. |
| bend | eğmek | Bend your knees. | Dizlerini eğ. |
| stretch | germek | Stretch your arms. | Kollarını ger. |
| chew | çiğnemek | Chew your food. | Yemeğini çiğne. |
| sniff | koklamak | Sniff the flower. | Çiçeği kokla. |
| taste | tatmak | Taste the soup. | Çorbayı tat. |
| smell | koklamak | Smell the perfume. | Parfümü kokla. |
| clap | alkışlamak | Clap your hands. | Ellerini çırp. |
| wave | el sallamak | Wave to your friend. | Arkadaşına el sall. |
| whisper | fısıldamak | Whisper softly. | Yumuşak fısılda. |
| shout | bağırmak | Shout loudly. | Yüksek sesle bağır. |
| carve | oymak | Carve the wood. | Ahşabı oya. |
| sew | dikmek | Sew the cloth. | Kumaşı dik. |
| knit | örmek | Knit a scarf. | Bir atkı ör. |
| ride | binmek | Ride the bike. | Bisiklete bin. |
| drive | sürmek | Drive the car. | Arabayı sür. |
| row | kürek çekmek | Row the boat. | Botu kürekle. |
Bu tür cümleler genellikle öğretmenler, talimatlar ve günlük konuşmalarda kullanılır.
Talimat Veren Emir Cümleleri
Imperative cümleler özellikle yemek tarifleri, kullanım kılavuzları ve yön tariflerinde çok sık kullanılır.
| Kelime | Türkçesi | İngilizce Cümle | Türkçe Cümle |
|---|---|---|---|
| add | eklemek | Add some salt. | Biraz tuz ekle. |
| mix | karıştırmak | Mix the ingredients. | Malzemeleri karıştır. |
| cut | kesmek | Cut the vegetables. | Sebzeleri kes. |
| turn | çevirmek | Turn the handle. | Kolu çevir. |
| press | basmak | Press the button. | Düğmeye bas. |
| connect | bağlamak | Connect the cable. | Kabloyu bağla. |
| start | başlatmak | Start the machine. | Makineyi başlat. |
| follow | takip etmek | Follow the instructions. | Talimatları takip et. |
Bu tür kullanım İngilizcede instructional language olarak adlandırılır.
Olumsuz Emir Cümleleri
Birine bir şeyi yapmamasını söylemek için Don’t veya Do not kullanılır.
| Yapı | Kullanım |
|---|---|
| Don’t + verb | olumsuz emir |
| Do not + verb | daha resmi kullanım |
Aşağıdaki tabloda örnekler görülmektedir.
| Kelime | Türkçesi | İngilizce Cümle | Türkçe Cümle |
|---|---|---|---|
| don’t touch | dokunma | Don’t touch the glass. | Camlara dokunma. |
| don’t open | açma | Don’t open the door. | Kapıyı açma. |
| don’t run | koşma | Don’t run here. | Burada koşma. |
| don’t speak | konuşma | Don’t speak loudly. | Yüksek sesle konuşma. |
| don’t forget | unutma | Don’t forget your keys. | Anahtarlarını unutma. |
| don’t worry | endişelenme | Don’t worry about it. | Bunun için endişelenme. |
Rica Bildiren Emir Cümleleri
Emir cümleleri bazen çok sert duyulabilir. Bu nedenle İngilizcede please kullanılarak cümle daha nazik hale getirilir.
| Kelime | Türkçesi | İngilizce Cümle | Türkçe Cümle |
|---|---|---|---|
| please sit | lütfen otur | Please sit down. | Lütfen oturun. |
| please wait | lütfen bekle | Please wait a moment. | Lütfen bir dakika bekleyin. |
| please help | lütfen yardım et | Please help me. | Lütfen bana yardım edin. |
| please open | lütfen aç | Please open the window. | Lütfen pencereyi aç. |
| please listen | lütfen dinle | Please listen carefully. | Lütfen dikkatlice dinleyin. |
Kısa Bir Hatırlatma
Imperative cümleler İngilizcede en kısa ve en doğrudan cümle yapılarından biridir. Genellikle özne kullanılmaz ve cümle doğrudan fiille başlar. Bu yapı talimat vermek, emir vermek, rica etmek, yön göstermek veya uyarı yapmak için kullanılır.
| Yapı | Örnek |
|---|---|
| Verb | Sit down. |
| Verb + object | Open the door. |
| Don’t + verb | Don’t touch it. |
| Please + verb | Please wait here. |
Bu yapı İngilizce öğrenirken erken öğrenilen konulardan biri olsa da, günlük konuşmada ve yazılı talimatlarda son derece yaygın ve önemli bir gramer yapısıdır.
Reported Speech (Dolaylı Anlatım)
Dolaylı anlatım, birinin söylediklerini aktarmak için kullanılır. Genellikle tense değişimi ve kişi zamirleri ile olur.
| Direct Speech | Reported Speech | Türkçe |
|---|---|---|
| “I am tired,” she said. | She said that she was tired. | “Yorgunum,” dedi. → Yorgun olduğunu söyledi. |
| “I will come tomorrow,” he said. | He said that he would come tomorrow. | “Yarın geleceğim,” dedi. → Yarın geleceğini söyledi. |
| “I can help you,” she said. | She said that she could help me. | “Sana yardım edebilirim,” dedi. → Bana yardım edebileceğini söyledi. |
Ek örnekler:
- “I love pizza,” he said. → He said that he loved pizza. (Pizzayı sevdiğini söyledi.)
- “I don’t know,” she said. → She said that she didn’t know. (Bilmiyorum dedi.)
- “I have finished my homework,” he said. → He said that he had finished his homework. (Ödevimi bitirdiğini söyledi.)
Simple Passive Voice (Basit Edilgen Cümle)
Simple Passive Voice, özne yerine nesnenin ön plana çıktığı cümlelerdir.
| Yapı | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|
| am/is/are + V3 | The book is read by many people. | Kitap birçok kişi tarafından okunur. |
| was/were + V3 | The cake was eaten by the children. | Kek çocuklar tarafından yendi. |
Ek örnekler:
- The house is cleaned every day. (Ev her gün temizlenir.)
- The letters were sent yesterday. (Mektuplar dün gönderildi.)
- The room is decorated beautifully. (Oda güzelce dekore edilmiş.)
Causative Form (Have/Get something done)
Causative form, bir işi başkasına yaptırmak için kullanılır.
| Yapı | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|
| Have + object + V3 | I had my hair cut. | Saçımı kestirdim. |
| Get + object + V3 | She got her car repaired. | Arabasını tamir ettirdi. |
Ek örnekler:
- He had his house painted. (Evini boyattı.)
- I got my computer fixed. (Bilgisayarımı tamir ettirdim.)
- We had the room cleaned. (Odayı temizlettik.)
- She got her photo taken. (Fotoğrafını çektirdi.)
Stative ve Non-Stative Verbs
Durum fiilleri ve hareket fiilleri
İngilizcede fiiller iki temel gruba ayrılır. Bazı fiiller bir durumu, duyguyu veya düşünceyi anlatır. Bunlara stative verbs (durum fiilleri) denir. Diğer bazı fiiller ise gerçek bir eylemi veya hareketi anlatır. Bunlara da non-stative verbs (aksiyon / hareket fiilleri) denir.
Bu ayrım özellikle Present Continuous (am / is / are + verb-ing) kullanımında önemlidir. Çünkü stative fiiller genellikle -ing formuyla kullanılmaz.
Stative Verbs (Durum Fiilleri)
Stative fiiller bir aktiviteyi değil bir zihinsel durum, duygu veya sahiplik ifade eder. Bu yüzden genellikle simple tense ile kullanılır.
| Kelime | Türkçesi | İngilizce Cümle | Türkçe Cümle |
|---|---|---|---|
| love | sevmek | I love this song. | Bu şarkıyı seviyorum. |
| know | bilmek | She knows the answer. | O cevabı biliyor. |
| believe | inanmak | They believe the story. | Hikâyeye inanıyorlar. |
| understand | anlamak | I understand the problem. | Problemi anlıyorum. |
| need | ihtiyaç duymak | We need more time. | Daha fazla zamana ihtiyacımız var. |
| remember | hatırlamak | I remember your name. | İsmini hatırlıyorum. |
Bu fiiller genellikle continuous kullanılmaz.
Yanlış ve doğru kullanım örneği:
| Yanlış | Doğru | Türkçe |
|---|---|---|
| I am knowing the answer. | I know the answer. | Cevabı biliyorum. |
Non-Stative Verbs (Hareket / Aksiyon Fiilleri)
Non-stative fiiller gerçek bir hareket veya aktivite anlatır. Bu nedenle continuous tense ile sık kullanılır.
| Kelime | Türkçesi | İngilizce Cümle | Türkçe Cümle |
|---|---|---|---|
| do | yapmak | I am doing my homework. | Ödevimi yapıyorum. |
| make | yapmak / üretmek | She is making a cake. | Pasta yapıyor. |
| run | koşmak | He is running in the park. | Parkta koşuyor. |
| eat | yemek | We are eating dinner. | Akşam yemeği yiyoruz. |
| write | yazmak | She is writing a message. | Mesaj yazıyor. |
| play | oynamak | They are playing football. | Futbol oynuyorlar. |
İki Türde de Kullanılabilen Fiiller
Bazı fiiller hem durum hem eylem anlamında kullanılabilir. Bu durumda anlam değişir.
| Kelime | Türkçesi | İngilizce Cümle | Türkçe Cümle |
|---|---|---|---|
| think | düşünmek | I think you are right. | Bence haklısın. |
| think | düşünmek (süreç) | I am thinking about the problem. | Problem hakkında düşünüyorum. |
| have | sahip olmak | I have a car. | Bir arabam var. |
| have | yapmak / yemek | I am having lunch. | Öğle yemeği yiyorum. |
| taste | tadı olmak | The soup tastes good. | Çorbanın tadı güzel. |
| taste | tadına bakmak | She is tasting the soup. | Çorbanın tadına bakıyor. |
Present Perfect Tense
Geçmişte başlamış ve etkisi halen devam eden olaylar için kullanılır. Have/Has + V3
| Örnek | Türkçe |
|---|---|
| I have visited London. | Londra’yı ziyaret ettim. |
| She has finished her homework. | Ödevini bitirdi. |
| They have just arrived. | Daha yeni geldiler. |
| We have lived here for five years. | Beş yıldır burada yaşıyoruz. |
| He has never seen snow. | Hiç kar görmedi. |
Ek örnekler:
- I have lost my keys. (Anahtarlarımı kaybettim.)
- She has already left. (O çoktan ayrıldı.)
Present Perfect Continuous Tense
Geçmişte başlayan ve hala devam eden veya etkisi görülen eylemler için. Have/Has been + Ving
| Örnek | Türkçe |
|---|---|
| I have been studying for two hours. | İki saattir çalışıyorum. |
| She has been working here since 2019. | 2019’dan beri burada çalışıyor. |
| They have been waiting all morning. | Tüm sabah bekliyorlar. |
Ek örnekler:
- He has been running and looks tired. (Koşuyordu ve yorgun görünüyor.)
- We have been learning English for years. (Yıllardır İngilizce öğreniyoruz.)
RELATIVE CLAUSES (İlgi Cümlecikleri)
| Konu | Açıklama | Yapı | Örnek | Türkçesi |
|---|---|---|---|---|
| Tanım | İsmi açıklayan yan cümle | noun + relative clause | The man who is talking | Konuşan adam |
| Temel Mantık | 2 cümle birleşir | noun + who/which + clause | The man is my teacher + He is talking → The man who is talking is my teacher | Konuşan adam benim öğretmenim |
| İnsan | who / that kullanılır | noun + who/that | The boy who plays football | Futbol oynayan çocuk |
| Nesne | which / that kullanılır | noun + which/that | The book which I read | Okuduğum kitap |
| Yer | where kullanılır | noun + where | The house where I live | Yaşadığım ev |
| Zaman | when kullanılır | noun + when | The day when we met | Tanıştığımız gün |
| Sahiplik | whose kullanılır | noun + whose + noun | The girl whose bag is red | Çantası kırmızı olan kız |
| Özne kullanımı | who/which özne ise atılamaz | who + verb | The man who is talking | Konuşan adam |
| Nesne kullanımı | that/who/which nesne ise atılabilir | (that) + subject + verb | The book (that) I bought | Aldığım kitap |
| Defining | Gerekli bilgi verir | no comma | The student who studies hard passes | Çok çalışan öğrenci geçer |
| Non-defining | Ekstra bilgi verir | , who/which | My brother, who lives in Ankara, is a doctor | Erkek kardeşim (Ankara’da yaşayan) doktordur |
| That kullanımı | İnsan + nesne için | that | The car that I bought | Aldığım araba |
| That kullanılmaz | Virgüllü cümlede kullanılmaz | ❌ that | My car, which is new, is fast | Arabam (yeni olan) hızlıdır |
| Edatlı kullanım (resmi) | preposition + whom/which | to whom / in which | The man to whom I spoke | Konuştuğum adam |
| Edatlı kullanım (günlük) | edat sona gelir | who + … + to | The man who I spoke to | Konuştuğum adam |
| Aktif kısaltma | who + verb → V-ing | verb+ing | The man talking | Konuşan adam |
| Pasif kısaltma | which is → V3 | V3 | The car bought yesterday | Dün alınan araba |
| Mantık (Türkçe) | “-an, -en, -dığı” yapısı | → relative clause | Yazdığım kitap | The book that I wrote |
RELATIVE CLAUSE EKLERİ (WHO, WHICH, THAT, vb.)
| Ek (Relative Pronoun) | Kullanım | Ne için kullanılır | Yapı | Örnek | Türkçesi |
|---|---|---|---|---|---|
| who | İnsan | Özne / nesne | noun + who + verb | The man who is talking | Konuşan adam |
| whom | İnsan (resmi) | Nesne | noun + whom + subject + verb | The man whom I saw | Gördüğüm adam |
| which | Nesne / hayvan | Özne / nesne | noun + which + verb | The book which is on the table | Masadaki kitap |
| that | İnsan + nesne | Özne / nesne | noun + that + clause | The car that I bought | Aldığım araba |
| whose | Sahiplik | İnsan / nesne | noun + whose + noun | The girl whose bag is red | Çantası kırmızı olan kız |
| where | Yer | Yer bildirir | noun + where + clause | The house where I live | Yaşadığım ev |
| when | Zaman | Zaman bildirir | noun + when + clause | The day when we met | Tanıştığımız gün |
| why | Sebep | Reason ile kullanılır | reason + why + clause | The reason why I left | Ayrılma sebebim |
| what ❗ | Farklıdır | “the thing that” anlamı | what + clause | I know what you did | Ne yaptığını biliyorum |
📌 Kısa Özet
- Relative Clause = isim açıklayan yapı
- Türkçedeki karşılığı:
- -an / -en → talking
- -dığı / -diği → that I bought
- En önemli kurallar:
- who → insan
- which → nesne
- that → ikisi de
- nesne ise → atılabilir
- virgül varsa → that kullanılmaz
Gerunds and Infinitives (İsim-Fiiller ve Mastarlar)
| Yapı | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|
| Gerund (-ing) | I enjoy reading. | Kitap okumaktan hoşlanırım. |
| Infinitive (to + V1) | I want to learn English. | İngilizce öğrenmek istiyorum. |
| Gerund after prepositions | She is good at singing. | O şarkı söylemekte iyi. |
| Infinitive for purpose | I went to the store to buy milk. | Süt almak için mağazaya gittim. |
Ek örnekler:
- He stopped smoking. (Sigara içmeyi bıraktı.)
- I decided to travel next month. (Gelecek ay seyahat etmeye karar verdim.)
Comparatives and Superlatives (Karşılaştırmalar)
| Yapı | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|
| Comparative | This car is faster than that one. | Bu araba ondan daha hızlı. |
| Superlative | He is the tallest in the class. | O sınıftaki en uzun kişi. |
| Irregular | Good → Better → Best | İyi → Daha iyi → En iyi |
Comparative & Superlative Örnekleri
| Sıfat | Comparative | Superlative | Örnek Cümle (Comparative) | Türkçesi | Örnek Cümle (Superlative) | Türkçesi |
|---|---|---|---|---|---|---|
| tall | taller | the tallest | She is taller than her sister. | O, kız kardeşinden daha uzun. | He is the tallest in the class. | O sınıftaki en uzun kişi. |
| short | shorter | the shortest | This road is shorter than that one. | Bu yol, o yoldan daha kısa. | This is the shortest street in town. | Bu, şehirdeki en kısa sokak. |
| big | bigger | the biggest | My house is bigger than yours. | Evim, seninkinden daha büyük. | This is the biggest building in the city. | Bu, şehirdeki en büyük bina. |
| small | smaller | the smallest | My dog is smaller than yours. | Köpeğim, seninkinden daha küçük. | This is the smallest puppy in the litter. | Bu, kulübedeki en küçük yavru köpek. |
| fast | faster | the fastest | He runs faster than me. | O, benden daha hızlı koşuyor. | Usain Bolt is the fastest runner in the world. | Usain Bolt, dünyadaki en hızlı koşucu. |
| slow | slower | the slowest | This car is slower than that one. | Bu araba, o arabadan daha yavaş. | This is the slowest train in the country. | Bu, ülkedeki en yavaş tren. |
| happy | happier | the happiest | She looks happier than yesterday. | Dün olduğundan daha mutlu görünüyor. | Today is the happiest day of my life. | Bugün hayatımın en mutlu günü. |
| sad | sadder | the saddest | He feels sadder than before. | Öncekinden daha üzgün hissediyor. | That was the saddest movie I’ve ever seen. | Bu, şimdiye kadar izlediğim en üzücü film. |
| beautiful | more beautiful | the most beautiful | This flower is more beautiful than that one. | Bu çiçek, öbüründen daha güzel. | That is the most beautiful painting in the gallery. | O, galerideki en güzel tablo. |
| interesting | more interesting | the most interesting | This book is more interesting than the last one. | Bu kitap, son kitaplardan daha ilginç. | That is the most interesting documentary I’ve watched. | Bu, izlediğim en ilginç belgesel. |
| expensive | more expensive | the most expensive | This bag is more expensive than that one. | Bu çanta, öbüründen daha pahalı. | This is the most expensive watch in the shop. | Bu, dükkandaki en pahalı saat. |
| good | better | the best | My English is better than yours. | İngilizcem, seninkinden daha iyi. | She is the best student in the class. | O, sınıftaki en iyi öğrenci. |
| bad | worse | the worst | Today is worse than yesterday. | Bugün, dünden daha kötü. | That was the worst day of my life. | Bu, hayatımın en kötü günü. |
Articles (A / An / The)
| Makale | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|
| A | I saw a cat. | Bir kedi gördüm. |
| An | She ate an apple. | Bir elma yedi. |
| The | The sun is bright. | Güneş parlak. |
Ek örnekler:
- I need a pen. (Bir kaleme ihtiyacım var.)
- I saw an eagle. (Bir kartal gördüm.)
- The book on the table is mine. (Masadaki kitap benim.)
Future Forms (Will / Be going to)
| Yapı | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|
| Will (ani karar) | I will call you. | Seni arayacağım. |
| Be going to (plan) | I am going to visit Paris. | Paris’i ziyaret edeceğim. |
| Will for prediction | It will rain tomorrow. | Yarın yağmur yağacak. |
Ek örnekler:
- I think she will like it. (Sanırım hoşuna gidecek.)
- They are going to buy a new car. (Yeni bir araba alacaklar.)
Future Continuous (Gelecek Sürekli Zaman)
Gelecekte belirli bir anda devam eden eylemleri anlatır. Will be + Ving
| Örnek | Türkçe |
|---|---|
| I will be working at 8 PM. | Saat 8’de çalışıyor olacağım. |
| She will be traveling next week. | Gelecek hafta seyahat ediyor olacak. |
| They will be waiting for us. | Bizi bekliyor olacaklar. |
Ek örnekler:
- He will be studying all night. (Tüm gece ders çalışıyor olacak.)
- We will be flying to London at this time tomorrow. (Yarın bu saatte Londra’ya uçuyor olacağız.)
Modals of Possibility (May / Might)
Olasılık ve tahmin ifade etmek için kullanılır.
| Modal | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|
| May | She may come later. | Daha sonra gelebilir. |
| Might | He might be at home. | Evde olabilir. |
Ek örnekler:
- It may rain tomorrow. (Yarın yağmur yağabilir.)
- You might like this book. (Bu kitabı sevebilirsin.)
- They may have missed the train. (Treni kaçırmış olabilirler.)
- I might go to the party. (Partiye gidebilirim.)
Participle Clauses (Katılım Cümleleri)
Katılım cümleleri, cümleleri kısaltmak ve akışı hızlandırmak için kullanılır.
| Tip | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|
| Present Participle (-ing) | Walking down the street, I saw an accident. | Sokakta yürürken bir kaza gördüm. |
| Past Participle (V3) | Built in 1990, the house is very modern. | 1990’da inşa edilmiş olan ev çok modern. |
| Perfect Participle (Having + V3) | Having finished his homework, he went out. | Ödevini bitirdikten sonra dışarı çıktı. |
Ek örnekler:
- Feeling tired, she went to bed early. (Yorgun hissederek erken yattı.)
- Written in 2010, the book became a bestseller. (2010’da yazılan kitap çok sattı.)
- Having eaten lunch, we started working. (Öğle yemeğini yedikten sonra çalışmaya başladık.)
Clauses of Result (So…that)
“Öyle…ki” anlamı verir ve bir sonucu anlatır.
| Yapı | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|
| So + adjective/adverb + that | The book was so interesting that I couldn’t put it down. | Kitap öyle ilginçti ki elimden bırakamadım. |
| So + much/many + noun + that | He has so many friends that he is never alone. | Öyle çok arkadaşı var ki asla yalnız kalmaz. |
Ek örnekler:
- She spoke so quietly that nobody heard her. (O öyle sessiz konuştu ki kimse duymadı.)
- It was so hot that we stayed inside. (Hava öyle sıcaktı ki içeride kaldık.)
- They worked so hard that they finished early. (O kadar çok çalıştılar ki erken bitirdiler.)
Quantifiers (Miktar Belirleyiciler)
Miktar belirtmek için kullanılır; sayılabilir ve sayılamayan isimler ile uyumludur.
| Quantifier | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|
| A few (sayılabilir, olumlu) | I have a few friends. | Birkaç arkadaşım var. |
| Few (sayılabilir, olumsuz) | Few people know the truth. | Gerçeği bilen çok az kişi var. |
| A little (sayılamayan, olumlu) | I have a little money. | Biraz param var. |
| Little (sayılamayan, olumsuz) | There is little hope. | Çok az umut var. |
| A lot of / Lots of | We have a lot of work. | Çok işimiz var. |
| Plenty of | There is plenty of food. | Bol miktarda yiyecek var. |
Ek örnekler:
- She has a few books to read. (Okuması için birkaç kitabı var.)
- Few students passed the exam. (Sınavı geçen çok az öğrenci oldu.)
- I have a little sugar left. (Biraz şekerim kaldı.)
- There is little water in the bottle. (Şişede çok az su var.)
- He has lots of toys. (Bir sürü oyuncağı var.)
- We have plenty of time. (Bol zamanımız var.)
Regular and Irregular Plural Nouns
İngilizcede Düzenli ve Düzensiz Çoğul İsimler
İngilizcede isimler tekil (singular) ve çoğul (plural) olarak kullanılabilir. Bir şeyden birden fazla olduğunu ifade etmek istediğimizde çoğul form kullanılır. Türkçede çoğul yapmak için genellikle “-lar / -ler” ekleri kullanılırken İngilizcede çoğul yapmak için farklı kurallar vardır.
Çoğu İngilizce isim oldukça basit bir şekilde çoğul yapılır ve bu tür isimlere regular plural nouns (düzenli çoğul isimler) denir. Ancak bazı kelimeler bu kurallara uymaz ve tamamen farklı şekillerde çoğul olur. Bu kelimelere ise irregular plural nouns (düzensiz çoğul isimler) denir.
İngilizce öğrenirken bu iki tür çoğul yapıyı anlamak oldukça önemlidir çünkü günlük konuşmada, yazılı İngilizcede ve akademik metinlerde sürekli kullanılır.
Regular Plural Nouns
Düzenli Çoğul İsimler
İngilizcede birçok isim çoğul yapılırken kelimenin sonuna -s veya -es eklenir. Bu en yaygın çoğul yapma yöntemidir.
| Tekil | Çoğul | İngilizce Cümle | Türkçe Cümle |
|---|---|---|---|
| book | books | I bought three books. | Üç kitap satın aldım. |
| car | cars | They have two cars. | İki arabaları var. |
| apple | apples | She eats apples every day. | Her gün elma yer. |
| teacher | teachers | The teachers are in the room. | Öğretmenler odada. |
| student | students | The students are studying. | Öğrenciler ders çalışıyor. |
| computer | computers | The computers are new. | Bilgisayarlar yeni. |
Bu yapı İngilizcede en sık kullanılan çoğul sistemidir.
-es ile Yapılan Çoğullar
Bazı kelimeler s, sh, ch, x ve z harfleriyle bittiğinde çoğul yapmak için -es eklenir.
| Tekil | Çoğul | İngilizce Cümle | Türkçe Cümle |
|---|---|---|---|
| bus | buses | The buses are late today. | Otobüsler bugün geç kaldı. |
| box | boxes | The boxes are heavy. | Kutular ağır. |
| watch | watches | He collects watches. | Saat koleksiyonu yapar. |
| dish | dishes | The dishes are clean. | Tabaklar temiz. |
| class | classes | The classes start at nine. | Dersler dokuzda başlar. |
Bu kural özellikle telaffuzu kolaylaştırmak için kullanılır.
-y ile Biten İsimler
Bir kelime sessiz harf + y ile bitiyorsa çoğul yapılırken y → ies olur.
| Tekil | Çoğul | İngilizce Cümle | Türkçe Cümle |
|---|---|---|---|
| baby | babies | The babies are sleeping. | Bebekler uyuyor. |
| city | cities | These cities are beautiful. | Bu şehirler güzel. |
| story | stories | She writes stories. | Hikâyeler yazar. |
| country | countries | Many countries joined the meeting. | Birçok ülke toplantıya katıldı. |
| lady | ladies | The ladies are waiting. | Hanımlar bekliyor. |
Ancak vowel + y varsa sadece -s eklenir.
| Tekil | Çoğul | İngilizce Cümle | Türkçe Cümle |
|---|---|---|---|
| boy | boys | The boys are playing football. | Erkek çocuklar futbol oynuyor. |
| toy | toys | The toys are on the floor. | Oyuncaklar yerde. |
| key | keys | I found my keys. | Anahtarlarımı buldum. |
Irregular Plural Nouns
Düzensiz Çoğul İsimler
Bazı İngilizce kelimeler çoğul yapılırken -s veya -es eklenmez. Bu kelimelerin çoğul halleri tamamen farklıdır ve genellikle ezberlenmesi gerekir.
| Tekil | Çoğul | İngilizce Cümle | Türkçe Cümle |
|---|---|---|---|
| man | men | The men are working. | Adamlar çalışıyor. |
| woman | women | The women are talking. | Kadınlar konuşuyor. |
| child | children | The children are playing. | Çocuklar oynuyor. |
| person | people | Many people are here. | Birçok insan burada. |
| foot | feet | My feet are cold. | Ayaklarım soğuk. |
| tooth | teeth | His teeth are very white. | Dişleri çok beyaz. |
| mouse | mice | The mice are in the kitchen. | Fareler mutfakta. |
| goose | geese | The geese are swimming. | Kazlar yüzüyor. |
Bu tür kelimeler İngilizcede oldukça yaygındır.
Aynı Kalan Çoğul İsimler
Bazı İngilizce kelimeler hem tekil hem çoğul olarak aynı şekilde yazılır.
| Tekil | Çoğul | İngilizce Cümle | Türkçe Cümle |
|---|---|---|---|
| sheep | sheep | The sheep are eating grass. | Koyunlar ot yiyor. |
| deer | deer | We saw deer in the forest. | Ormanda geyikler gördük. |
| fish | fish | The fish are swimming. | Balıklar yüzüyor. |
| species | species | Many species live here. | Birçok tür burada yaşar. |
Farklı Çoğul Ekleri Alan İsimler
Bazı kelimeler çoğul yapılırken -ves dönüşümü olur.
| Tekil | Çoğul | İngilizce Cümle | Türkçe Cümle |
|---|---|---|---|
| leaf | leaves | The leaves are falling. | Yapraklar düşüyor. |
| knife | knives | The knives are sharp. | Bıçaklar keskin. |
| wolf | wolves | The wolves are howling. | Kurtlar uluyor. |
| life | lives | Many lives were saved. | Birçok hayat kurtarıldı. |
| wife | wives | The wives were waiting. | Eşler bekliyordu. |
Günlük Kullanımdan Çoğul İsim Örnekleri
İngilizcede çoğul isimler günlük konuşmada sürekli kullanılır.
| Tekil | Çoğul | İngilizce Cümle | Türkçe Cümle |
|---|---|---|---|
| friend | friends | My friends are here. | Arkadaşlarım burada. |
| phone | phones | The phones are ringing. | Telefonlar çalıyor. |
| chair | chairs | The chairs are wooden. | Sandalyeler ahşap. |
| teacher | teachers | The teachers are busy. | Öğretmenler meşgul. |
| student | students | The students are learning English. | Öğrenciler İngilizce öğreniyor. |
| dog | dogs | The dogs are barking. | Köpekler havlıyor. |
| cat | cats | The cats are sleeping. | Kediler uyuyor. |
Kısa Bir Hatırlatma
İngilizcede çoğul isimler iki ana gruba ayrılır.
| Tür | Açıklama |
|---|---|
| Regular plural nouns | -s veya -es eklenerek yapılır |
| Irregular plural nouns | farklı şekilde çoğul olur |
Çoğul isimleri doğru kullanmak İngilizcede oldukça önemlidir çünkü cümlede miktar, sayı ve anlam doğrudan bu yapıya bağlıdır.
İngilizce Yer ve Yön Edatları (Prepositions of Place & Direction)
| Preposition | Türkçesi | Normal Example | Türkçesi | Road / Direction Example | Türkçesi |
|---|---|---|---|---|---|
| in / inside | içinde | The keys are in the bag. | Anahtarlar çantanın içinde. | The pharmacy is in the shopping mall. | Eczane alışveriş merkezinin içinde. |
| on | üstünde | The book is on the table. | Kitap masanın üstünde. | The restaurant is on this street. | Restoran bu sokakta. |
| at | bir noktada / -de | She is at the door. | O kapıda. | The bank is at the corner. | Banka köşede. |
| near | yakınında | The café is near the school. | Kafe okulun yakınında. | The hotel is near the station. | Otel istasyonun yakınında. |
| under | altında | The cat is under the chair. | Kedi sandalyenin altında. | The parking lot is under the bridge. | Otopark köprünün altında. |
| over | üzerinde | The lamp is over the table. | Lamba masanın üzerinde. | The bridge goes over the highway. | Köprü otoyolun üzerinden geçer. |
| below | altında | The temperature is below zero. | Sıcaklık sıfırın altında. | The parking area is below the building. | Otopark binanın altında. |
| above | üstünde | The picture is above the sofa. | Resim koltuğun üstünde. | The apartment is above the shop. | Daire dükkânın üstünde. |
| around | etrafında | The kids ran around the park. | Çocuklar parkın etrafında koştu. | Walk around the park and you will see the museum. | Parkın etrafından yürüyün, müzeyi göreceksiniz. |
| through | içinden | The train goes through the tunnel. | Tren tünelden geçer. | Go through the tunnel, then turn left. | Tünelden geçin, sonra sola dönün. |
| among | arasında (çoklu) | She sat among friends. | Arkadaşlarının arasında oturdu. | The café is among the small shops. | Kafe küçük dükkânların arasında. |
| between | arasında (iki şey) | The café is between two shops. | Kafe iki dükkân arasında. | The bank is between the post office and the bakery. | Banka postane ile fırının arasında. |
| behind | arkasında | The car is behind the house. | Araba evin arkasında. | The parking lot is behind the hotel. | Otopark otelin arkasında. |
| in front of | önünde | The dog is in front of the door. | Köpek kapının önünde. | The taxi stand is in front of the station. | Taksi durağı istasyonun önünde. |
| along | boyunca | We walked along the river. | Nehir boyunca yürüdük. | Walk along this street for two minutes. | Bu sokak boyunca iki dakika yürüyün. |
| across | karşısına / karşıdan | She walked across the field. | Tarlanın karşısına geçti. | The supermarket is across the street. | Süpermarket sokağın karşısında. |
| up | yukarı doğru | The boy ran up the hill. | Çocuk tepeye doğru koştu. | Walk up this street and you will see the bank. | Bu sokaktan yukarı yürüyün, bankayı göreceksiniz. |
| down | aşağı doğru | They walked down the stairs. | Merdivenlerden aşağı yürüdüler. | Go down this road until the traffic lights. | Trafik ışıklarına kadar bu yoldan aşağı gidin. |
| opposite | karşısında | The bank is opposite the school. | Banka okulun karşısında. | The café is opposite the library. | Kafe kütüphanenin karşısında. |
| onto | üstüne doğru | The cat jumped onto the table. | Kedi masanın üstüne atladı. | Turn right onto the main road. | Ana yola sağa dönün. |
| off | üzerinden / dışına | He fell off the chair. | Sandalyeden düştü. | Turn off the main road at the lights. | Işıklarda ana yoldan çıkın. |
| into | içine | She walked into the room. | Odaya girdi. | Turn left into the street next to the bank. | Bankanın yanındaki sokağa sola dönün. |
| out of | içinden dışarı | The bird flew out of the cage. | Kuş kafesten çıktı. | Drive out of the parking lot and turn right. | Otoparktan çıkın ve sağa dönün. |
| past | yanından | We walked past the house. | Evin yanından geçtik. | Walk past the bank and the café is on the right. | Bankanın yanından geçin, kafe sağda. |
| next to / beside | yanında | He sat next to me. | Yanımda oturdu. | The pharmacy is next to the bakery. | Eczane fırının yanında. |
| against | dayanmış / bitişik | The ladder is against the wall. | Merdiven duvara dayanmış. | The bike shop is against the wall of the station. | Bisiklet dükkânı istasyonun duvarına bitişik. |
| over (movement) | üzerinden | The cat jumped over the box. | Kedi kutunun üzerinden atladı. | Go over the bridge and turn left. | Köprünün üzerinden geçin ve sola dönün. |
| from…to | -den …e | I walked from home to school. | Evden okula yürüdüm. | How can I go from the station to the museum? | İstasyondan müzeye nasıl gidebilirim? |
| towards | -e doğru | The child ran towards his father. | Çocuk babasına doğru koştu. | Walk towards the park and you will see the café. | Parka doğru yürüyün, kafeyi göreceksiniz |
İstek ve Rica Kalıpları: Would you mind, Could you, Will you, Can you Kullanımı
| Yapı | Ne Anlama Gelir | Resmiyet Seviyesi | Kullanım Amacı | Soru Örneği | Olumlu Örnek | Olumsuz Örnek | Normal Cümle Örneği |
|---|---|---|---|---|---|---|---|
| Would you mind | Rica etmek, sakıncası var mı? | ⭐⭐⭐⭐ (çok kibar) | Çok nazik istekler | Would you mind opening the door? Kapıyı açar mısınız? | No, I don’t mind. Hayır, sorun değil | Yes, I mind. Evet, rahatsız olurum | I mind waiting here. Burada beklemek rahatsız ediyor |
| Could you | Rica etmek (yapabilir misin?) | ⭐⭐⭐⭐ (çok kibar) | Kibar ve yaygın | Could you help me? Bana yardım eder misin? | Yes, I could / Sure. Evet, yapabilirim / Tabii ki | Sorry, I couldn’t. Üzgünüm, yapamadım | I could help you if you want. Eğer istersen sana yardım edebilirim |
| Will you | Yapacak mısın? | ⭐⭐ (orta) | Daha direkt istek | Will you call me? Beni arar mısın? | Yes, I will. Evet, yapacağım | No, I won’t. Hayır, yapmayacağım | I will call you later. Seni sonra arayacağım |
| Can you | Yapabilir misin? | ⭐ (gündelik) | Samimi / günlük | Can you pass the salt? Tuzu uzatır mısın? | Yes, I can. Evet, yapabilirim | No, I can’t. Hayır, yapamam | I can help you if you need. İhtiyacın olursa sana yardım edebilirim |
İngilizce Yardımcı Kelimeler ve Kalıplar: Let’s, Why don’t, Shall, Should, Could
1. Let’s
- Açılımı: Let us → “Hadi … yapalım”
- Kullanımı: Teklif veya öneri yaparken kullanılır.
- Örnekler:
- Let’s go to the park. → Hadi parka gidelim.
- Let’s watch a movie tonight. → Bu akşam film izleyelim.
💡 Not: Let’s + fiil (temel form) şeklinde kullanılır, “let’s going” gibi yanlış kullanmayın.
2. Why don’t …?
- Anlamı: “… yapmaz mıyız?” veya “… neden yapmıyoruz?”
- Kullanımı: Teklif veya öneri yapmak için soru şeklinde.
- Örnekler:
- Why don’t we eat out tonight? → Bu akşam dışarıda yemek yemeyelim mi?
- Why don’t you try this game? → Bu oyunu denemek istemez misin?
💡 Not: Bu kalıp yumuşak bir öneri/soru yapar, emir gibi değil.
3. Shall
- Anlamı: “-ecek miyim / -elim mi / -alım mı”
- Kullanımı: Daha resmi veya İngiliz İngilizcesinde teklif/soru yapmak için kullanılır.
- Örnekler:
- Shall we go to the cinema? → Sinemaya gidelim mi?
- I shall help you. → Sana yardım edeceğim.
💡 Not: Günlük Amerikan İngilizcesinde yerine çoğu zaman “Will” veya “Should” kullanılır.
4. Should
- Anlamı: “-meli / -malı” → Tavsiye, öneri veya beklenti.
- Kullanımı: Tavsiye verirken veya doğru olanı söylerken kullanılır.
- Örnekler:
- You should drink more water. → Daha fazla su içmelisin.
- He should see a doctor. → Doktora görünmeli.
💡 Not: “Should” geçmiş zamanda tavsiye için should have + fiil 3. hali kullanılır:
- You should have studied harder. → Daha çok çalışmalıydın.
5. Could
- Anlamı: “-ebilir / -abilirdi” → Yeteneği, olasılığı veya izin istemeyi belirtir.
- Kullanımı:
- Olasılık:
- It could rain tomorrow. → Yarın yağmur yağabilir.
- Geçmiş yetenek:
- I could run fast when I was young. → Gençken hızlı koşabilirdim.
- İzin istemek (kibar):
- Could I borrow your pen? → Kalemini ödünç alabilir miyim?
- Olasılık:
💡 Not: “Can” yerine daha kibar bir ifade.
SAME / SIMILAR / DIFFERENT / LIKE / ALIKE – DETAYLI TABLO
| Kelime | Anlam | Kullanım | Yapı | Örnek Cümle | Türkçesi | Notlar |
|---|---|---|---|---|---|---|
| The Same | Tıpatıp aynı | İki şeyin tamamen aynı olduğunu belirtir | the same + noun / the same as + noun | They all have the same pens.My phone is the same as yours. | Hepsi aynı kalemlere sahip.Telefonum seninkinin aynısı. | Genellikle “the” ile kullanılır. |
| Similar | Benzer | Tıpatıp aynı olmayan ama birbirine benzeyen şeyler | similar + to + noun | You and I have similar shirts.This car is similar to mine. | Sen ve ben benzer tişörtlere sahibiz.Bu araba benimkine benzer. | “Similar to” kalıbı kullanılır. |
| Different | Farklı | İki şeyin birbirinden farklı olduğunu belirtir | different + from / different + than | Carl and Jane have different cars.He is different from his brother. | Carl ve Jane farklı arabalara sahip.O, kardeşinden farklıdır. | “Different from” en yaygın, “different than” bazı durumlarda kullanılır. |
| Like | Gibi | Bir şeyi başka bir şeye benzetmek | noun/pronoun + like + noun/pronoun | She looks like her mother.He runs like a professional. | Annesi gibi görünüyor.Profesyonel gibi koşuyor. | Kendinden sonra isim veya zamir gelir. |
| Alike | Benzer şekilde / birbirine benzer | İki şeyin birbirine benzediğini belirtir, genellikle cümlenin sonunda | … + alike | The two brothers are very alike.These two phones are alike. | İki kardeş birbirine çok benzer.Bu iki telefon birbirine çok benzer. | İsmin önünde kullanılmaz; genellikle cümle sonunda. |
Linking Verbs (Look, Sound, Taste, Act, Seem, Feel, Talk, Think)
| Fiil | Anlamı | Örnek | Türkçesi |
|---|---|---|---|
| Look | görünmek | She looks tired. | Yorgun görünüyor. |
| Sound | kulağa gelmek | That sounds great. | Kulağa harika geliyor. |
| Taste | tadı olmak | This soup tastes good. | Bu çorbanın tadı güzel. |
| Act | davranmak gibi | He acts strange. | Garip davranıyor. |
| Seem | gibi görünmek | She seems happy. | Mutlu gibi görünüyor. |
| Feel | hissetmek / hissettirmek | I feel sick. | Kendimi hasta hissediyorum. |
| Talk | konuşma tarzı | He talks funny. | Komik konuşuyor. |
| Think | düşünmek (durum belirtir) | I think he is right. | Onun haklı olduğunu düşünüyorum. |
Comparison: As … As (Eşitlik Karşılaştırması)
| Yapı | Kullanım | Örnek Cümle | Türkçesi | Not |
|---|---|---|---|---|
| as + adjective + as | Sıfatla eşitlik | She is as tall as her brother. | O, kardeşi kadar uzun. | “tall” sıfat, kişi özne |
| as + adverb + as | Zarfla eşitlik | He runs as fast as a cheetah. | O, bir çita kadar hızlı koşuyor. | “fast” zarf, koşma fiiliyle |
| not as + adjective + as | Olumsuz eşitlik | This book is not as interesting as that one. | Bu kitap, o kitap kadar ilginç değil. | Olumsuzluk eklenebilir |
| as much/many + noun + as | Miktar eşitliği | She has as many books as I do. | Onun benim kadar kitabı var. | “many” sayılabilir isimle, “much” sayılamayanla |
| as + adjective + a/an + noun + as | Tekil isimlerle eşitlik | He is as brave a soldier as his father. | O, babası kadar cesur bir asker. | Daha resmi ve klasik yapı |