A1–A2 seviyesinde İngilizce öğrenenler için hazırlanmış bu kapsamlı rehberde; temel gramer kuralları, zamanlar (tenses), karşılaştırmalar, bağlaçlar ve günlük hayatta kullanılan örnek cümlelerle İngilizcenin temellerini kolayca öğrenebilirsiniz. Bu içerik, İngilizceye yeni başlayanlar için complete beginner grammar guide niteliğindedir.
Belirsiz ve Belirli Tanımlıklar: A, An, The
İngilizcede a ve an, belirsiz bir şeyi tanımlarken kullanılır.
- A → sessiz harf ile başlayan kelimeler için.
- An → sesli harf (a, e, i, o, u) ile başlayan kelimeler için.
Örnekler:
- I saw a cat in the garden. (Bahçede bir kedi gördüm.)
- She wants an apple. (O bir elma istiyor.)
The ise belirli bir şeyi tanımlar, yani hem konuşan hem de dinleyici hangi nesneden bahsedildiğini biliyordur.
- The sun is bright today. (Güneş bugün parlak.)
- I met the teacher you told me about. (Bana bahsettiğin öğretmenle tanıştım.)
İşaret Sıfatları: This, That, These, Those
Bu kelimeler, nesnelerin yakınlığı veya uzaklığı ile ilgilidir.
| İngilizce | Yakın / Uzak | Örnek | Türkçe Karşılığı |
|---|---|---|---|
| This | Yakın | This book is mine. | Bu kitap benim. |
| That | Uzak | That house is old. | Şu ev eski. |
| These | Yakın (çoğul) | These shoes are new. | Bu ayakkabılar yeni. |
| Those | Uzak (çoğul) | Those trees are tall. | Şu ağaçlar uzun. |
Sahiplik Sıfatları: My, Your, His, Her, Its, Our, Their
Sahiplik ifade etmek için kullanılır ve her zaman isimden önce gelir.
- My → benim
- Your → senin / sizin
- His → onun (erkek)
- Her → onun (kadın)
- Its → onun (cansız veya hayvan)
- Our → bizim
- Their → onların
Örnekler:
- My car is fast. (Benim arabam hızlı.)
- Their house is big. (Onların evi büyük.)
- The cat is licking its paw. (Kedi patiğini yalıyor.)
Tamlamalar: Of ve With
Of ve With genellikle iki kelimeyi birbirine bağlar ve anlam zenginliği katar.
- Of → aitlik veya içerik bildirir.
- With → eşlik veya araç bildirir.
Örnekler:
- A friend of mine. (Benim bir arkadaşım.)
- A cup of tea. (Bir fincan çay.)
- A girl with a red hat. (Kırmızı şapkalı bir kız.)
Yer ve Yön Belirtme: To, At, In, On, From
Bu kelimeler yön, yer veya hareketi ifade eder.
| Kelime | Kullanım | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| To | Hedef | I’m going to school. | Okula gidiyorum. |
| At | Belirli nokta | I’m at the bus stop. | Otobüs durağındayım. |
| In | İçinde | She is in the room. | O odada. |
| On | Üstünde | The book is on the table. | Kitap masanın üstünde. |
| From | Başlangıç / Kaynak | I got a letter from my friend. | Arkadaşımdan bir mektup aldım. |
İyelik Zamirleri: Mine, Yours, His, Hers, Its, Ours, Theirs
Sahipliği tek başına ifade eden kelimelerdir. İsimle birlikte gelmez.
- Mine → benimki
- Yours → seninki / sizinki
- His → onunki (erkek)
- Hers → onunki (kadın)
- Its → onunki (cansız/hayvan)
- Ours → bizimki
- Theirs → onlarınki
Örnekler:
- This pen is mine. (Bu kalem benimki.)
- Is this bag yours? (Bu çanta seninki mi?)
- That car is theirs. (O araba onlarınki.)
Yardımcı Fiiller: Am, Are, Is
İngilizcede “to be” fiili, cümle kurarken olmazsa olmazdır. Kendi başına “am, is, are” olarak karşımıza çıkar.
| Özne | Yardımcı Fiil | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| I | am | I am happy. | Ben mutluyum. |
| You / We / They | are | You are my friend. | Sen benim arkadaşımsın. |
| He / She / It | is | She is a teacher. | O bir öğretmen. |
Olumsuz yaparken not eklenir:
- I am not tired. (Ben yorgun değilim.)
- They are not at home. (Onlar evde değiller.)
Soru Kelimeleri: Wh-
Kim, ne, nerede, ne zaman… İngilizcede Wh- soru kelimeleri ile sorulur.
| Soru Kelimesi | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|
| Who | Who is at the door? | Kapıda kim var? |
| What | What is your name? | Adın ne? |
| Where | Where do you live? | Nerede yaşıyorsun? |
| When | When is the meeting? | Toplantı ne zaman? |
| Why | Why are you sad? | Neden üzgünsün? |
| How | How are you? | Nasılsın? |
Çoğullar ve S – ES Kuralları
Sayılabilir isimlerin çoğul hâli genellikle -s veya -es ile yapılır.
- S örneği:
- One cat → Two cats (Bir kedi → İki kedi)
- Es örneği:
- One box → Two boxes (Bir kutu → İki kutu)
İstisnalar: man → men, woman → women gibi düzensiz çoğullar.
Varlık Belirtme: There is – There are
Bir şeyin varlığını belirtmek için kullanılır.
- Tekil nesne → There is
- There is a dog in the garden. (Bahçede bir köpek var.)
- Çoğul nesne → There are
- There are three apples on the table. (Masada üç elma var.)
Miktar Soruları: How many – How much
- How many → sayılabilir nesneler için
- How many books do you have? (Kaç kitabın var?)
- How much → sayılamayan nesneler için
- How much water is in the bottle? (Şişede ne kadar su var?)
Yer Edatları: In, On, At, Under, Between
Yer bildirirken kullanılır ve cümlenin anlamını netleştirir.
| Edat | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|
| In | The cat is in the box. | Kedi kutunun içinde. |
| On | The keys are on the table. | Anahtarlar masanın üstünde. |
| At | I am at the bus stop. | Otobüs durağındayım. |
| Under | The shoes are under the bed. | Ayakkabılar yatağın altında. |
| Between | The park is between the school and the library. | Park okul ile kütüphane arasında. |
Sahiplik: Have got – Has got
Bir şeye sahip olmayı ifade eder.
- I / You / We / They → have got
- I have got a new phone. (Yeni bir telefonum var.)
- He / She / It → has got
- She has got a car. (Onun bir arabası var.)
Olumsuz hâli:
- I haven’t got any money. (Hiç param yok.)
- He hasn’t got a bike. (Onun bir bisikleti yok.)
Yetenek ve İzin: Can – Can’t
Can yetenek veya izin ifade eder, can’t ise olumsuz hâlidir.
- I can swim. (Yüzebilirim.)
- You can’t park here. (Buraya park edemezsin.)
Geçmiş Yetenek: Could – Couldn’t
Could geçmişte bir yeteneği veya olasılığı ifade eder.
- When I was a child, I could climb trees. (Çocukken ağaçlara tırmanabilirdim.)
- He couldn’t come to the party yesterday. (Dün partiye gelememişti.)
Olasılık veya İzin Anlamı
“Could” yalnızca yetenek değil, geçmişteki olasılık veya kibar izin anlamı da taşır.
- Could I borrow your pen yesterday?
(Dün kalemini ödünç alabilir miydim?) – Kibar izin - It could rain yesterday, so we stayed inside.
(Dün yağmur yağabilirdi, bu yüzden içeride kaldık.) – Olasılık - He couldn’t have known about the surprise.
(Sürpriz hakkında bilgisi olamazdı.) – Mantıksal olasılık olumsuzu
Küçük İpucu:
“Could” genellikle geçmişle ilişkilidir ama kibar izin ve olasılık anlamı için şimdiki veya gelecek zamanla da kullanılabilir. Örneğin:
- Could I ask you a question?
(Sana bir soru sorabilir miyim?) – Bugün için izin istemek
Emir Cümleleri
Emir cümleleri, birine bir şey yapmasını söylemek veya tavsiye vermek için kullanılır.
- Sit down. (Otur.)
- Please, open the window. (Lütfen, pencereyi aç.)
- Don’t be late. (Geç kalma.)
Olumsuz emirlerde don’t kullanılır.
Davet ve Öneri Cümleleri: Let’s, How about, What about, Shall we, Why don’t
Bir şeyi birlikte yapmayı önermek veya davet etmek için kullanılır.
- Let’s go to the park. (Hadi parka gidelim.)
- How about watching a movie? (Film izlemeye ne dersin?)
- What about having dinner together? (Birlikte akşam yemeği yemeye ne dersin?)
- Shall we start the meeting? (Toplantıya başlayalım mı?)
- Why don’t we try that new restaurant? (Yeni restorana gitmeye ne dersiniz?)
Liste halinde düşünürsek, bunlar hem samimi hem de kibar davet ifadeleri olarak günlük konuşmalarda çok işe yarar.
Miktar ve Yeterlilik: Too – Enough
Too fazla anlamındadır, genellikle olumsuzluk ile birlikte kullanılır.
- This bag is too heavy. (Bu çanta çok ağır.)
- He talks too much. (O çok fazla konuşuyor.)
Enough yeterlilik anlamındadır, genellikle sıfat veya isimden sonra gelir.
- She is tall enough to reach the shelf. (Rafı erişecek kadar uzun.)
- Do we have enough chairs? (Yeterli sandalye var mı?)
Vurgu: So – Such
So + sıfat, such + isim ile kullanılır.
- She is so kind. (O çok nazik.)
- It was such a beautiful day. (O çok güzel bir gündü.)
Küçük fark: so yalnızca sıfatlarla, such ise isimlerle birlikte kullanılır.
Sıklık Zarfları: Always – Never – Sometimes
Geniş zamanda, bir eylemin ne sıklıkta gerçekleştiğini anlatır:
| Zarflar | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|
| Always | I always drink coffee in the morning. | Sabahları her zaman kahve içerim. |
| Never | She never eats meat. | O asla et yemez. |
| Sometimes | We sometimes go to the cinema. | Bazen sinemaya gideriz. |
İpucu: Zarflar genellikle özne ve fiil arasında kullanılır: She always studies hard.
Yazım Kuralları ve S Takıları: Ch, Sh, Ss, X, O, Dy, Ly, Ry
Çoğul eklerinde bazı harflerle biten kelimelere özel ekler gelir:
| Kelime Sonu | Çoğul Hâl | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Ch | -es | watch → watches | Saat → Saatler |
| Sh | -es | dish → dishes | Tabak → Tabaklar |
| Ss | -es | kiss → kisses | Öpücük → Öpücükler |
| X | -es | box → boxes | Kutu → Kutular |
| O | -es | tomato → tomatoes | Domates → Domatesler |
| Dy | -ies | baby → babies | Bebek → Bebekler |
| Ly | -lies | family → families | Aile → Aileler |
| Ry | -ries | story → stories | Hikaye → Hikayeler |
Diğer çoğul ekleri ise genellikle sadece -s ile yapılır: cat → cats, book → books.
Günlük Rutin Cümleleri
Günlük hayatımızda sık kullandığımız cümleleri bilmek çok faydalıdır:
- I wake up at 7 a.m. every day. (Her gün sabah 7’de uyanırım.)
- She goes to work by bus. (O işe otobüsle gider.)
- We have lunch at 12 o’clock. (Öğle yemeğini saat 12’de yeriz.)
- He watches TV in the evening. (Akşamları televizyon izler.)
Bu cümleler hem geniş zaman hem de günlük rutinleri anlatmak için çok kullanışlıdır.
Yardımcı Fiiller: Do – Does
Geniş zamanda (Simple Present) soru ve olumsuz cümle kurarken do ve does kullanılır.
| Özne | Yardımcı Fiil | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| I / You / We / They | do | Do you like pizza? | Pizza sever misin? |
| He / She / It | does | Does she work here? | O burada mı çalışıyor? |
Olumsuz hâlde:
- I do not (don’t) like spinach. (Ispanak sevmem.)
- He does not (doesn’t) play football. (O futbol oynamaz.)
Geniş Zaman Kullanım Yerleri
Geniş zaman, alışkanlıkları, genel doğruları ve rutinleri anlatır.
- I drink coffee every morning. (Her sabah kahve içerim.)
- The sun rises in the east. (Güneş doğudan doğar.)
- She usually walks to school. (Genellikle okula yürür.)
İpucu: Zaman zarfları (always, never, sometimes, usually) geniş zamanda sık kullanılır.
Şimdiki Zaman: -ing ile
Şimdiki zaman (Present Continuous) şu anda olan eylemleri anlatır ve am/is/are + fiil-ing formülü ile kurulur.
- I am reading a book now. (Şu anda bir kitap okuyorum.)
- They are playing football in the garden. (Bahçede futbol oynuyorlar.)
- She is watching TV. (O televizyon izliyor.)
Olumsuz hâli:
- I am not sleeping. (Uyumuyorum.)
- He isn’t studying. (O ders çalışmıyor.)
Geçmiş Zaman: Was – Were
Geçmişte bir durum veya eylemi anlatmak için kullanılır.
| Özne | Yardımcı Fiil | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| I / He / She / It | was | I was tired yesterday. | Dün yorgundum. |
| You / We / They | were | We were at the park. | Parktaydık. |
Olumsuz hâli:
- I wasn’t at home. (Evde değildim.)
- They weren’t happy. (Mutlu değillerdi.)
Fiillerin 2. Halleri (Past Simple)
Geçmişteki eylemler için fiillerin ikinci halleri kullanılır. Düzenli fiiller genellikle -ed ile yapılır, düzensiz fiiller değişir.
- I visited my friend yesterday. (Dün arkadaşımı ziyaret ettim.) – düzenli
- She went to school last week. (Geçen hafta okula gitti.) – düzensiz
Yardımcı Fiil: Did – Didn’t
Past Simple soru ve olumsuz cümlelerinde did / didn’t kullanılır. Fiilin kendisi yalın hâlde kalır.
- Did you see the movie? (Filmi izledin mi?)
- I didn’t go to the party. (Partiye gitmedim.)
Geçmişte Devam Eden Zaman: Past Continuous
Geçmişte belli bir zamanda devam eden eylemleri anlatmak için was/were + fiil-ing kullanılır.
- I was reading when you called. (Sen aradığında ben kitap okuyordum.)
- They were playing football at 5 p.m. yesterday. (Dün saat 5’te futbol oynuyorlardı.)
Olumsuz hâli:
- She wasn’t sleeping at midnight. (Gece yarısı uyumuyordu.)
- We weren’t watching TV. (Televizyon izlemiyorduk.)
Örnek Mini Tablo: Zaman ve Yardımcı Fiiller
| Zaman | Yardımcı Fiil | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| Geniş Zaman | do / does | Do you like music? | Müzik sever misin? |
| Şimdiki Zaman | am / is / are | She is reading. | O kitap okuyor. |
| Geçmiş Zaman | was / were | We were happy. | Mutluyduk. |
| Past Simple | did / -ed / düzensiz | I visited London. | Londra’yı ziyaret ettim. |
| Past Continuous | was / were + -ing | I was cooking at 7 p.m. | Saat 7’de yemek yapıyordum. |
İngilizcede Geçmiş, Gelecek ve Deneyim İfadeleri
İngilizcede zamanlar ve deneyim ifadeleri günlük konuşmada çok önemli. “Geçmişte ne yapıyordun?”, “Gelecekte planların ne?”, “Ne zamandır bunu yapıyorsun?” gibi soruları doğru ifade etmek için bazı kuralları bilmek gerekiyor.
Geçmişte Devam Eden Zaman ile When – While
Geçmişte bir eylem devam ederken başka bir olay gerçekleşmişse while ve when kullanılır:
- I was reading a book while he was cooking.
(O yemek yaparken ben kitap okuyordum.) - I fell asleep when she was talking.
(O konuşurken uyuyakaldım.)
İpucu:
- While → iki eylemin aynı anda devam ettiğini belirtir.
- When → bir eylem diğerini keser veya başlar.
Gelecek Zaman: Will – Going to
Gelecekten bahsederken iki ana yapı vardır:
Will – Anlık karar veya tahmin için:
- I will help you with your homework. (Ödevine yardım edeceğim.)
- It will rain tomorrow. (Yarın yağmur yağacak.)
Going to – Önceden planlanmış eylemler veya kesin niyetler için:
- I am going to visit my friend next week. (Gelecek hafta arkadaşımı ziyaret edeceğim.)
- She is going to study medicine. (O tıp okuyacak.)
Olumsuz hâlleri:
- I won’t (will not) be late. (Geç kalmayacağım.)
- They aren’t going to come. (Onlar gelmeyecek.)
Fiillerin 3. Halleri (Past Participle)
Üçüncü haller, Present Perfect ve Passive yapılarında kullanılır. Düzenli fiiller -ed, düzensiz fiiller değişir:
| Fiil | Türkçe | 2. Hâl | 3. Hâl | Örnek Cümle | Türkçesi |
|---|---|---|---|---|---|
| be | olmak | was/were | been | I have been here. | Burada oldum / buradayım. |
| become | olmak / haline gelmek | became | become | She has become famous. | O ünlü oldu. |
| begin | başlamak | began | begun | The class has begun. | Ders başladı. |
| break | kırmak | broke | broken | He has broken the glass. | Camı kırdı. |
| bring | getirmek | brought | brought | She has brought food. | Yemek getirdi. |
| build | inşa etmek | built | built | They have built a house. | Bir ev yaptılar. |
| buy | satın almak | bought | bought | I have bought a book. | Bir kitap aldım. |
| catch | yakalamak | caught | caught | He has caught the ball. | Topu yakaladı. |
| choose | seçmek | chose | chosen | She has chosen a bag. | Bir çanta seçti. |
| come | gelmek | came | come | He has come home. | Eve geldi. |
| cost | mal olmak | cost | cost | It has cost much. | Çok pahalıya mal oldu. |
| cut | kesmek | cut | cut | She has cut the cake. | Pastayı kesti. |
| do | yapmak | did | done | I have done my work. | İşimi yaptım. |
| draw | çizmek | drew | drawn | He has drawn a car. | Bir araba çizdi. |
| drink | içmek | drank | drunk | She has drunk milk. | Süt içti. |
| drive | sürmek | drove | driven | I have driven a car. | Araba sürdüm. |
| eat | yemek | ate | eaten | We have eaten lunch. | Öğle yemeği yedik. |
| fall | düşmek | fell | fallen | The leaves have fallen. | Yapraklar düştü. |
| feel | hissetmek | felt | felt | I have felt good. | İyi hissettim. |
| fight | savaşmak | fought | fought | They have fought hard. | Çok savaştılar. |
| find | bulmak | found | found | I have found my key. | Anahtarımı buldum. |
| fly | uçmak | flew | flown | The bird has flown away. | Kuş uçtu. |
| forget | unutmak | forgot | forgotten | I have forgotten it. | Onu unuttum. |
| get | almak | got | got/gotten | I have gotten a job. | Bir iş buldum. |
| give | vermek | gave | given | She has given a gift. | Hediye verdi. |
| go | gitmek | went | gone | He has gone home. | Eve gitti. |
| grow | büyümek | grew | grown | The child has grown. | Çocuk büyüdü. |
| have | sahip olmak | had | had | I have had lunch. | Öğle yemeği yedim. |
| hear | duymak | heard | heard | I have heard news. | Haber duydum. |
| hide | saklamak | hid | hidden | He has hidden money. | Parayı sakladı. |
| hit | vurmak | hit | hit | He has hit the ball. | Topa vurdu. |
| hold | tutmak | held | held | She has held the baby. | Bebeği tuttu. |
| keep | saklamak | kept | kept | I have kept your book. | Kitabını sakladım. |
| know | bilmek | knew | known | I have known him. | Onu tanıyorum. |
| learn | öğrenmek | learned | learned | I have learned English. | İngilizce öğrendim. |
| leave | ayrılmak | left | left | She has left the room. | Odadan çıktı. |
| lend | ödünç vermek | lent | lent | I have lent money. | Para ödünç verdim. |
| let | izin vermek | let | let | They have let us go. | Gitmemize izin verdiler. |
| lose | kaybetmek | lost | lost | I have lost my phone. | Telefonumu kaybettim. |
| make | yapmak | made | made | She has made tea. | Çay yaptı. |
| mean | anlamına gelmek | meant | meant | It has meant much. | Çok anlam ifade etti. |
| meet | tanışmak | met | met | I have met her. | Onunla tanıştım. |
| pay | ödemek | paid | paid | I have paid the bill. | Faturayı ödedim. |
| put | koymak | put | put | She has put it here. | Onu buraya koydu. |
| read | okumak | read | read | I have read the book. | Kitabı okudum. |
| ride | binmek | rode | ridden | He has ridden a bike. | Bisiklete bindi. |
| ring | çalmak | rang | rung | The phone has rung. | Telefon çaldı. |
| rise | yükselmek | rose | risen | The sun has risen. | Güneş doğdu. |
| run | koşmak | ran | run | He has run today. | Bugün koştu. |
| say | söylemek | said | said | She has said hello. | Merhaba dedi. |
| see | görmek | saw | seen | I have seen it. | Onu gördüm. |
| sell | satmak | sold | sold | They have sold the car. | Arabayı sattılar. |
| send | göndermek | sent | sent | I have sent the mail. | Postayı gönderdim. |
| set | ayarlamak | set | set | She has set the table. | Masayı hazırladı. |
| shake | sallamak | shook | shaken | He has shaken hands. | El sıkıştı. |
| shine | parlamak | shone | shone | The sun has shone. | Güneş parladı. |
| shoot | ateş etmek | shot | shot | He has shot the ball. | Topu attı. |
| show | göstermek | showed | shown | He has shown the photo. | Fotoğrafı gösterdi. |
| shut | kapatmak | shut | shut | She has shut the door. | Kapıyı kapattı. |
| sing | şarkı söylemek | sang | sung | She has sung a song. | Bir şarkı söyledi. |
| sit | oturmak | sat | sat | She has sat here. | Buraya oturdu. |
| sleep | uyumak | slept | slept | I have slept well. | İyi uyudum. |
| speak | konuşmak | spoke | spoken | She has spoken to me. | Benimle konuştu. |
| spend | harcamak | spent | spent | I have spent money. | Para harcadım. |
| stand | ayakta durmak | stood | stood | He has stood here. | Burada durdu. |
| steal | çalmak | stole | stolen | He has stolen money. | Para çaldı. |
| stick | yapışmak | stuck | stuck | It has stuck here. | Buraya yapıştı. |
| swim | yüzmek | swam | swum | I have swum today. | Bugün yüzdüm. |
| take | almak | took | taken | She has taken the bag. | Çantayı aldı. |
| teach | öğretmek | taught | taught | He has taught English. | İngilizce öğretti. |
| tear | yırtmak | tore | torn | He has torn paper. | Kağıdı yırttı. |
| tell | anlatmak | told | told | She has told the story. | Hikaye anlattı. |
| think | düşünmek | thought | thought | I have thought about it. | Bunu düşündüm. |
| throw | atmak | threw | thrown | He has thrown the ball. | Topu attı. |
| understand | anlamak | understood | understood | I have understood it. | Onu anladım. |
| wake | uyanmak | woke | woken | She has woken early. | Erken uyandı. |
| wear | giymek | wore | worn | She has worn a dress. | Elbise giydi. |
| win | kazanmak | won | won | They have won the game. | Oyunu kazandılar. |
| write | yazmak | wrote | written | I have written a note. | Bir not yazdım. |
| choose | seçmek | chose | chosen | He has chosen well. | İyi seçti. |
| deal | ilgilenmek | dealt | dealt | He has dealt with it. | Onunla ilgilendi. |
| dig | kazmak | dug | dug | They have dug a hole. | Bir çukur kazdılar. |
| feed | beslemek | fed | fed | She has fed the cat. | Kediyi besledi. |
| forgive | affetmek | forgave | forgiven | I have forgiven him. | Onu affettim. |
| freeze | donmak | froze | frozen | The lake has frozen. | Göl dondu. |
| hang | asmak | hung | hung | She has hung the picture. | Resmi astı. |
| kneel | diz çökmek | knelt | knelt | He has knelt down. | Diz çöktü. |
| lay | koymak | laid | laid | She has laid the baby down. | Bebeği yatırdı. |
| lead | liderlik etmek | led | led | He has led the team. | Takıma liderlik etti. |
| light | yakmak | lit | lit | She has lit the candle. | Mum yaktı. |
| prove | kanıtlamak | proved | proven | He has proven it. | Bunu kanıtladı. |
| quit | bırakmak | quit | quit | He has quit the job. | İşten ayrıldı. |
| seek | aramak | sought | sought | They have sought help. | Yardım aradılar. |
| smell | koklamak | smelt | smelt | I have smelt smoke. | Duman kokusu aldım. |
| split | bölmek | split | split | He has split the wood. | Odunu böldü. |
| spread | yaymak | spread | spread | She has spread butter. | Tereyağı sürdü. |
| strike | vurmak | struck | struck | He has struck the ball. | Topa vurdu. |
| sweep | süpürmek | swept | swept | She has swept the floor. | Yeri süpürdü. |
Süreç Bildiren İfadeler: Since – For
Since → başlangıç noktasını belirtir, for → süreyi belirtir.
- I have lived here since 2010. (2010’dan beri burada yaşıyorum.)
- She has worked in that company for five years. (Beş yıldır o şirkette çalışıyor.)
İpucu: Present Perfect ile birlikte kullanılır.
Deneyim İfadeleri: Gone to – Been to
- Gone to → gitmiş ve hâlâ orada olabilir:
- He has gone to London. (O Londra’ya gitti.)
- Been to → gitmiş ve geri dönmüş:
- I have been to Paris. (Paris’e gittim ve döndüm.)
Örnek Mini Tablo: Zamanlar ve Yapılar
| Konu | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|
| While | I was cooking while he was watching TV. | O televizyon izlerken yemek yapıyordum. |
| When | I fell asleep when she called me. | O aradığında uyuyakaldım. |
| Will | I will call you later. | Seni sonra arayacağım. |
| Going to | I am going to start a new project. | Yeni bir projeye başlayacağım. |
| Present Perfect | I have seen that movie. | O filmi gördüm. |
| Since / For | She has lived here since 2015 / for eight years. | 2015’ten beri / sekiz yıldır burada yaşıyor. |
| Gone to / Been to | He has gone to New York / I have been to New York. | O New York’a gitti / Ben New York’a gittim. |
Tecrübe İfadeleri: Ever
“Ever”, bir şeyi daha önce yapıp yapmadığımızı sorarken veya ifade ederken kullanılır. Genellikle Present Perfect ile birlikte gelir.
- Have you ever been to London? (Hiç Londra’ya gittin mi?)
- I have never ever eaten sushi. (Hiç sushi yemedim.)
- Has she ever tried skiing? (O hiç kayak yaptı mı?)
İpucu: “Ever” genellikle soru ve olumsuz cümlelerde kullanılır, olumlu cümlelerde çok nadirdir.
Karşılaştırma ve Üstünlük: Cold – Colder – The Coldest
Sıfatların derecelerini kullanarak nesneleri veya durumları karşılaştırabiliriz.
| Derece | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|
| Positive | It is cold today. | Bugün hava soğuk. |
| Comparative | Today is colder than yesterday. | Bugün dün olduğundan daha soğuk. |
| Superlative | This is the coldest winter I have ever experienced. | Bu, yaşadığım en soğuk kış. |
İpucu:
- Tek heceli sıfatlara -er / -est, iki heceli ve uzun sıfatlarda “more / most” eklenir.
- Örnek: beautiful → more beautiful → most beautiful
Koşul Cümleleri: If Clauses
Koşul cümleleri, “şöyle olursa böyle olur” anlamını verir.
- If it rains, we will stay at home. (Eğer yağmur yağarsa evde kalırız.)
- I would travel more if I had more money. (Daha fazla param olsaydı daha çok seyahat ederdim.)
- If she had studied harder, she would have passed the exam. (Daha çok çalışsaydı sınavı geçerdi.)
İpucu:
- Present ve Future için: If + Simple Present → Will + Fiil
- Past ve unreal için: If + Past Simple → Would + Fiil
- Past Perfect ve pişmanlıklar için: If + Past Perfect → Would have + Fiil
Bağlaçlarla Cümle Oluşturma
Bağlaçlar, cümleleri birbirine bağlayarak anlamı güçlendirir.
- When → bir olayın diğerine zaman olarak bağlanması
- Call me when you arrive. (Varınca beni ara.)
- Before → bir şeyden önce
- Finish your homework before you watch TV. (Televizyon izlemeden önce ödevini bitir.)
- After → bir şeyden sonra
- We went to the park after it stopped raining. (Yağmur durduktan sonra parka gittik.)
- As soon as → hemen, olur olmaz
- I will call you as soon as I get home. (Eve gelir gelmez seni arayacağım.)
- Until → -e kadar
- Wait here until I come back. (Ben dönene kadar burada bekle.)
- Unless → -medikçe, -mezse
- You won’t pass the exam unless you study. (Çalışmazsan sınavı geçemezsin.)
Örnek Mini Tablo: Bağlaçlar ve Kullanımı
| Bağlaç | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|
| When | I was sleeping when she called. | O aradığında uyuyordum. |
| Before | Wash your hands before eating. | Yemekten önce ellerini yıka. |
| After | He took a shower after jogging. | Koştuktan sonra duş aldı. |
| As soon as | I will text you as soon as I arrive. | Varır varmaz sana mesaj atacağım. |
| Until | Stay here until the teacher comes. | Öğretmen gelene kadar burada kal. |
| Unless | You won’t succeed unless you try. | Denemezsen başarılı olamazsın. |
İngilizcede Bağlaçlar, Zorunluluk ve Yer Tarifi
İngilizceyi günlük hayatta doğru ve doğal kullanabilmek için bağlaçları, zorunluluk ifadelerini ve yer sorma/tarifi konularını iyi bilmek gerekir. Bu yazıda, Although, Even though, Must / Mustn’t, Have to / Has to konularını örneklerle açıklayacağız.
Karşıtlık Bağlaçları: Although – Even though
Although ve Even though, bir cümlenin başında ya da ortasında, iki karşıt durumu bağlamak için kullanılır.
- Although it was raining, we went for a walk.
(Yağmur yağmasına rağmen yürüyüşe çıktık.) - Even though he was tired, he finished his homework.
(Yorgun olmasına rağmen ödevini bitirdi.)
İpucu:
- Even though, although’a göre daha güçlü bir zıtlık vurgular.
- Cümlenin başında veya ortasında kullanılabilir:
- She passed the exam, although she didn’t study much. (Çok çalışmamasına rağmen sınavı geçti.)
Yer Sorma ve Yer Tarifi
Günlük hayatta bir yerin nerede olduğunu sormak veya tarif etmek sık kullanılan bir iletişim biçimidir.
Yer Sorma:
- Excuse me, where is the bank? (Affedersiniz, banka nerede?)
- Can you tell me the way to the museum? (Bana müzeye giden yolu söyleyebilir misiniz?)
Yer Tarifi Verme:
- Go straight and turn left at the traffic lights. (Düz gidin ve trafik ışıklarında sola dönün.)
- The supermarket is next to the pharmacy. (Süpermarket eczanenin yanında.)
- It’s opposite the school. (Okulun karşısında.)
İpucu: “Next to” → yanında, “Opposite” → karşısında, “Between … and …” → … ve … arasında şeklinde yer edatlarıyla tarif verilir.
Zorunluluk: Must – Mustn’t
Must, güçlü bir zorunluluk veya öneri belirtir.
- You must wear a helmet when riding a bike. (Bisiklet sürerken kask takmalısın.)
- Students must not cheat during exams. (Öğrenciler sınav sırasında kopya çekmemeli.)
İpucu:
- Must → zorunluluk veya güçlü tavsiye
- Mustn’t → yasak veya yapılmaması gereken durum
Günlük Zorunluluklar: Have to – Has to
Have to / Has to, günlük hayatın zorunluluklarını anlatır ve “must” yerine daha yaygın kullanılır.
| Özne | Fiil | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|---|
| I / You / We / They | have to | I have to finish my work today. | Bugün işimi bitirmek zorundayım. |
| He / She / It | has to | She has to go to school every day. | Her gün okula gitmek zorunda. |
Olumsuz hâli:
- I don’t have to wake up early tomorrow. (Yarın erken kalkmak zorunda değilim.)
- He doesn’t have to come if he’s busy. (Yoğunsa gelmek zorunda değil.)
İpucu: “Have to / Has to” zorunluluk dışındaki durumlarda daha genel kullanılırken, “must” resmi ve güçlü bir zorunluluk vurgusu verir.
Mini Örnek Tablo: Zorunluluk ve Karşıtlık
| Konu | Örnek | Türkçe |
|---|---|---|
| Although | Although it was late, I continued working. | Geç olmasına rağmen çalışmaya devam ettim. |
| Even though | Even though he was sick, he went to school. | Hasta olmasına rağmen okula gitti. |
| Must | You must stop smoking. | Sigara içmeyi bırakmalısın. |
| Mustn’t | You mustn’t park here. | Buraya park etmemelisin. |
| Have to | I have to attend the meeting. | Toplantıya katılmak zorundayım. |
| Has to | She has to wear a uniform. | Üniforma giymek zorunda. |