Posted in

İngilizce B1 Kelimleri

B1 English Vocabulary

Bu çalışmada yer alan İngilizce B1 seviye kelimeler hazırlanırken yapay zekadan ve B1 CEFR Vocabulary Word List — ESL Lounge kaynaklarından yararlanılmıştır. B1 seviye kelimelere buradaki linkten ulaşabilirsiniz.

B1 — A KELİMELER

İngilizce KelimeTürkçe Kelimeİngilizce CümleTürkçe Cümle
absolutelykesinlikleI absolutely agree with your opinion.Fikrine kesinlikle katılıyorum.
academicakademikShe published an academic article on linguistics.Dilbilim üzerine akademik bir makale yayınladı.
access / to accesserişim / erişmekOnly authorized users can access the database.Sadece yetkili kullanıcılar veritabanına erişebilir.
accommodationkonaklamaThe hotel provides excellent accommodation for guests.Otel misafirler için mükemmel konaklama sağlar.
accounthesapI opened a new bank account yesterday.Dün yeni bir banka hesabı açtım.
according to-e göreAccording to the report, sales have increased.Raporlara göre satışlar arttı.
achievementbaşarıWinning the award was a significant achievement.Ödülü kazanmak önemli bir başarıydı.
adreklamThe company launched a new TV ad.Şirket yeni bir TV reklamı başlattı.
additionekIn addition to his job, he volunteers at a shelter.İşine ek olarak, bir barınakta gönüllü olarak çalışıyor.
to admirehayran olmakI really admire her dedication.Onun özverisine gerçekten hayranım.
to admititiraf etmekHe admitted his mistake.Hatasını itiraf etti.
advancedileri düzeyShe took an advanced English course.İleri düzey İngilizce dersi aldı.
to advisetavsiye etmekThe doctor advised him to rest.Doktor ona dinlenmesini tavsiye etti.
to affordmaddi olarak karşılayabilmekI can’t afford to buy a new car.Yeni bir araba alacak maddi gücüm yok.
agedyaşlıThe aged man walked slowly.Yaşlı adam yavaş yürüdü.
agenttemsilciHe works as a travel agent.Seyahat acentesi olarak çalışıyor.
agreementanlaşmaThey signed a formal agreement.Resmi bir anlaşma imzaladılar.
aheadönde, ilerdePlan ahead to avoid problems.Sorunları önlemek için önceden plan yap.
aim / to aimhedef / hedeflemekOur aim is to reduce pollution. / He aimed carefully before shooting.Amacımız kirliliği azaltmak. / Ateş etmeden önce dikkatlice hedef aldı.
alarmalarm, uyarıThe alarm woke everyone up.Alarm herkesi uyandırdı.
albumalbümShe released her new music album.Yeni müzik albümünü çıkardı.
alcoholalkolAlcohol consumption is prohibited here.Burada alkol tüketimi yasaktır.
alcoholicalkollü / alkolikHe is an alcoholic. / She drank an alcoholic beverage.O bir alkoliktir. / Alkollü bir içecek içti.
alternativealternatifWe need an alternative solution.Alternatif bir çözüme ihtiyacımız var.
amazedhayran, şaşkınI was amazed by the performance.Performanstan çok etkilendim.
ambition / ambitioushırs / hırslıHer ambition is to become a doctor. / She is very ambitious.Onun hedefi doktor olmaktır. / Çok hırslıdır.
to announceduyurmakThe company announced a new product.Şirket yeni bir ürün duyurdu.
announcementduyuruAn announcement was made about the event.Etkinlik hakkında bir duyuru yapıldı.
to annoyrahatsız etmekHis constant talking annoyed me.Sürekli konuşması beni rahatsız etti.
annoyedsinirli, rahatsızShe was annoyed by the noise.Gürültüden rahatsız oldu.
annoyingcan sıkıcıThat sound is really annoying.O ses gerçekten can sıkıcı.
apartayrı, uzaktaThey live miles apart.Kilometrelerce uzakta yaşıyorlar.
to apologiseözür dilemekI must apologise for my mistake.Hata yaptığım için özür dilemeliyim.
applicationbaşvuru, uygulamaI submitted my job application yesterday.İş başvurumu dün yaptım.
appointmentrandevuI have a doctor’s appointment at 3 PM.Saat 15:00’te doktor randevum var.
to appreciatetakdir etmekI appreciate your help.Yardımını takdir ediyorum.
approximatelyyaklaşık olarakThe journey takes approximately two hours.Yolculuk yaklaşık iki saat sürüyor.
to arresttutuklamakThe police arrested the suspect.Polis şüpheliyi tutukladı.
arrivalvarışThe arrival of the guests was delayed.Misafirlerin varışı gecikti.
assignmentgörev, ödevI finished my assignment on time.Ödevimi zamanında bitirdim.
to assistyardımcı olmakThe nurse assisted the doctor.Hemşire doktora yardımcı oldu.
atmosphereatmosfer, ortamThe café has a cozy atmosphere.Kafenin samimi bir ortamı var.
to attacheklemekPlease attach the file to your email.Lütfen dosyayı e-postana ekle.
attitudetutum, yaklaşımHis attitude towards work is positive.İşe karşı tutumu pozitif.
to attractçekmekThe festival attracts many tourists.Festival birçok turisti çekiyor.
attractioncazibe, çekimThe Eiffel Tower is a major tourist attraction.Eyfel Kulesi önemli bir turistik cazibe merkezidir.
authorityyetki, otoriteTeachers have authority in the classroom.Öğretmenlerin sınıfta otoritesi vardır.
averageortalamaThe average score was 75%.Ortalama puan %75 idi.
award / to awardödül / ödül vermekShe won an award for her painting. / The committee awarded him first prize.Resmi için bir ödül kazandı. / Komite ona birincilik ödülü verdi.
awarefarkındaAre you aware of the risks?Risklerin farkında mısın?

B1— B KELİMELERİ

İngilizce KelimeTürkçe Kelimeİngilizce CümleTürkçe Cümle
backwardsgeriye doğruHe walked backwards to avoid stepping on the flowers.Çiçeklerin üzerine basmamak için geriye doğru yürüdü.
to bakefırında pişirmek, kek/pasta yapmakI like to bake cakes on weekends.Hafta sonları kek yapmayı severim.
balance / to balancedenge / dengelemekShe tried to balance the books on her head.Başının üzerinde kitapları dengelemeye çalıştı.
ban / to banyasak / yasaklamakThe school decided to ban mobile phones.Okul cep telefonlarını yasaklamaya karar verdi.
bank (river)nehir kıyısı, kenarWe sat on the bank of the river and watched the sunset.Nehir kıyısına oturduk ve gün batımını izledik.
base / to baseüs, temel / dayandırmakThe soldiers returned to their base after the mission.Askerler görevden sonra üslerine döndü.
basictemel, basitYou need to learn basic English first.Önce temel İngilizceyi öğrenmen gerekiyor.
batterypilMy phone battery is almost empty.Telefonumun pili neredeyse bitmiş.
battlesavaş, muharebeThe soldiers fought bravely in the battle.Askerler savaşta cesurca savaştı.
beautygüzellikThe beauty of the sunset amazed everyone.Gün batımının güzelliği herkesi büyüledi.
beearıA bee landed on the flower.Bir arı çiçeğe kondu.
behaviourdavranışHis behaviour in class was excellent.Sınıftaki davranışı mükemmeldi.
beliefinanç, düşünceShe has a strong belief in honesty.Dürüstlüğe güçlü bir inancı var.
bellzilThe school bell rang at 8 a.m.Okul zili sabah 8’de çaldı.
to bendeğmek, bükmekHe bent down to tie his shoelaces.Ayakkabı bağcıklarını bağlamak için eğildi.
to benefitfayda sağlamak, yararlanmakRegular exercise benefits your health.Düzenli egzersiz sağlığınıza fayda sağlar.
to biteısırmakThe dog bit my hand.Köpek elimi ısırdı.
block / to blockblok / engellemek, tıkamakThe car blocked the entrance.Araba giriş yolunu tıkadı.
to boardbinmek (taşıta)We boarded the train at 9 a.m.Sabah 9’da trene bindik.
bomb / to bombbomba / bombalamakThe soldiers tried to defuse the bomb.Askerler bombayı etkisiz hale getirmeye çalıştı.
bookingrezervasyon, yer ayırtmaI made a hotel booking for next week.Gelecek hafta için otel rezervasyonu yaptım.
bordersınırThe river forms the border between the two countries.Nehir iki ülke arasındaki sınırı oluşturur.
to botherrahatsız etmek, canını sıkmakPlease don’t bother me while I’m working.Çalışırken lütfen beni rahatsız etme.
branchdal, şubeThe bird was sitting on a tree branch.Kuş bir ağacın dalında oturuyordu.
brandmarkaNike is a famous sports brand.Nike ünlü bir spor markasıdır.
bravecesurThe firefighter was very brave.Itfaiyeci çok cesurdu.
breathnefesTake a deep breath and relax.Derin bir nefes al ve rahatla.
to breathenefes almakYou should breathe slowly to calm down.Sakinleşmek için yavaş nefes almalısın.
breathingnefes almaDeep breathing helps reduce stress.Derin nefes almak stresi azaltmaya yardımcı olur.
bridegelinThe bride looked beautiful on her wedding day.Gelin, düğün gününde çok güzeldi.
bubblekabarcıkThe child blew bubbles in the garden.Çocuk bahçede kabarcıklar üfledi.
to burstpatlamak, patlatmakThe balloon burst suddenly.Balon aniden patladı.
to burygömmekThey buried the treasure under the old tree.Hazinenin eski ağacın altına gömdüler.

B1— C KELİMELERİ

İngilizce KelimeTürkçe Kelimeİngilizce CümleTürkçe Cümle
calmsakinShe remained calm during the storm.Fırtına sırasında sakin kaldı.
campaignkampanyaThe company launched a new advertising campaign.Şirket yeni bir reklam kampanyası başlattı.
campuskampüsStudents walked around the university campus.Öğrenciler üniversite kampüsünde yürüyüş yaptı.
candidateadayHe is a strong candidate for the position.O, pozisyon için güçlü bir adaydır.
capşapkaHe wore a red cap.Kırmızı bir şapka taktı.
captainkaptanThe captain guided the team to victory.Kaptan takımı zafere götürdü.
careerkariyerShe has a successful career in medicine.Onun tıp alanında başarılı bir kariyeri var.
carelessdikkatsizHe was careless and broke the vase.Dikkatsizdi ve vazoyu kırdı.
categorykategoriThis book belongs to the science category.Bu kitap bilim kategorisine ait.
ceilingtavanThe ceiling of the room is painted white.Odanın tavanı beyaza boyanmış.
celebrationkutlamaWe had a big celebration for her birthday.Doğum günü için büyük bir kutlama yaptık.
centralmerkeziThe hotel is in a central location.Otel merkezi bir konumda.
centuryyüzyılWe are living in the 21st century.21. yüzyılda yaşıyoruz.
ceremonytörenThe graduation ceremony was beautiful.Mezuniyet töreni çok güzeldi.
chainzincirThe cyclist locked his bike with a chain.Bisikletini bir zincirle kilitledi.
challenge / to challengemeydan okuma / meydan okumakClimbing the mountain was a real challenge. / He challenged me to a race.Dağa tırmanmak gerçek bir meydan okumaydı. / Bana yarışta meydan okudu.
championşampiyonShe became the champion of the tournament.Turnuvanın şampiyonu oldu.
channelkanalI watched the news on a TV channel.Haberi bir TV kanalında izledim.
chapterbölümI finished reading the first chapter of the book.Kitabın ilk bölümünü bitirdim.
charge / to chargeücret / ücretlendirmek, şarj etmekThere is a charge for parking. / They charged me for the service.Park için bir ücret var. / Hizmet için benden ücret aldılar.
to cheathile yapmakHe cheated in the exam.Sınavda hile yaptı.
cheerfulneşeliShe is always cheerful in the morning.Sabahları her zaman neşelidir.
chemicalkimyasalThis factory uses dangerous chemicals.Bu fabrika tehlikeli kimyasallar kullanıyor.
chestgöğüs / sandıkHe has a pain in his chest. / He opened the old chest.Göğsünde ağrı vardı. / Eski sandığı açtı.
childhoodçocuklukShe had a happy childhood.Mutlu bir çocukluğu vardı.
to claim / claimiddia etmek / iddiaHe claimed he was innocent. / The claim was rejected.Masum olduğunu iddia etti. / İddia reddedildi.
click / to clicktık / tıklamakClick the link to open the page. / She clicked on the photo.Sayfayı açmak için linke tıkla. / Fotoğrafa tıkladı.
clientmüşteriThe lawyer met with his client.Avukat müşterisiyle görüştü.
closeyakın, kapalıWe are close friends.Biz yakın arkadaşız.
clothkumaşThis shirt is made of soft cloth.Bu gömlek yumuşak kumaştan yapılmıştır.
clueipucuThe detective found a clue at the scene.Dedektif olay yerinde bir ipucu buldu.
coachantrenör / koçThe coach trained the football team.Antrenör futbol takımını eğitti.
coalkömürThe factory uses coal for energy.Fabrika enerji için kömür kullanıyor.
collectionkoleksiyonShe has a large collection of stamps.Büyük bir pul koleksiyonu var.
colouredrenkliShe drew a coloured picture.Renkli bir resim çizdi.
to combinebirleştirmekCombine the ingredients in a bowl.Malzemeleri bir kasede birleştirin.
to commentyorum yapmakHe commented on my post.Gönderime yorum yaptı.
commercialticari, reklam / reklamI saw a commercial on TV. / The product is commercial.Televizyonda bir reklam gördüm. / Ürün ticari amaçlıdır.
to commitişlemek, adamakHe committed a serious mistake.Ciddi bir hata işledi.
communicationiletişimCommunication is key in a relationship.İletişim bir ilişkide anahtardır.
comparisonkarşılaştırmaThe report includes a comparison of prices.Rapor fiyatların karşılaştırmasını içeriyor.
competitorrakipOur competitor launched a new product.Rakibimiz yeni bir ürün çıkardı.
competitiverekabetçiHe is very competitive in sports.Spor dalında çok rekabetçidir.
complaintşikayetI filed a complaint about the noise.Gürültü hakkında şikayette bulundum.
complexkarmaşıkThe instructions are very complex.Talimatlar çok karmaşık.
to concentrateyoğunlaşmak, odaklanmakPlease concentrate on your work.Lütfen işine odaklan.
to concludesonuçlandırmak, bitirmekThe meeting concluded at 5 p.m.Toplantı saat 5’te sona erdi.
confidentkendine güvenenShe is confident about her presentation.Sunumuna güveniyor.
to confirmdoğrulamak, onaylamakCan you confirm your attendance?Katılımınızı onaylayabilir misiniz?
to confusekafasını karıştırmakThe instructions confused me.Talimatlar kafamı karıştırdı.
confusedkafası karışıkI am confused about this problem.Bu konuda kafam karıştı.
connectionbağlantıThere is a weak internet connection here.Burada zayıf bir internet bağlantısı var.
to contact / contactiletişime geçmek / iletişimPlease contact me tomorrow. / I have his contact information.Lütfen yarın benimle iletişime geç. / Onun iletişim bilgisine sahibim.
containerkap, konteynerPut the food in a container.Yemeği bir kaba koy.
contentiçerikThe content of the book is very interesting.Kitabın içeriği çok ilginç.
continuoussürekliThe rain was continuous for three days.Yağmur üç gün boyunca sürekli devam etti.
contrast / to contrastkarşıtlık, zıtlık / karşılaştırmakThere is a contrast between the two styles. / His opinion contrasts with mine.İki stil arasında bir zıtlık var. / Onun görüşü benimkinden farklı.
convenientuygun, elverişliThis shop is very convenient for me.Bu mağaza benim için çok uygun.
to convinceikna etmekI convinced him to join us.Onu bize katılmaya ikna ettim.
copperbakırThe statue is made of copper.Heykel bakırdan yapılmıştır.
costumekostümShe wore a Halloween costume.Halloween için kostüm giydi.
cottagekır eviThey stayed in a small cottage near the lake.Göldeki küçük bir kır evinde kaldılar.
cottonpamukThis shirt is made of cotton.Bu gömlek pamuktan yapılmıştır.
countrysidekırsal alanWe spent the weekend in the countryside.Hafta sonunu kırsalda geçirdik.
courtmahkemeThe case was heard in court.Dava mahkemede görüldü.
cover / to coverkapak / örtmek, kaplamakThe book has a red cover. / She covered the cake with icing.Kitabın kırmızı bir kapağı var. / Pastayı kremayla kapladı.
coveredörtülü, kaplıThe floor was covered with leaves.Zemin yapraklarla kaplıydı.
to createyaratmakHe created a beautiful painting.Güzel bir tablo yarattı.
creditkredi, itibarI need to pay my credit card. / She deserves credit for her work.Kredi kartımı ödemem gerekiyor. / İş için takdiri hak ediyor.
cruelzalim, acımasızThe villain was cruel to everyone.Kötü adam herkese karşı acımasızdı.
culturalkültürelThe city has many cultural events.Şehirde birçok kültürel etkinlik var.
culturekültürJapanese culture is very interesting.Japon kültürü çok ilginçtir.
currencypara birimiThe local currency is very strong.Yerel para birimi çok güçlü.
currentmevcut, güncelThe current situation is difficult.Mevcut durum zor.
currentlyşu andaI am currently reading a book.Şu anda bir kitap okuyorum.
curtainperdeShe closed the curtain.Perdeyi kapattı.
customgelenek, alışkanlıkIt is a local custom to greet elders first.Büyükleri önce selamlamak yerel bir gelenektir.

B1— D KELİMELERİ

İngilizce KelimeTürkçe Kelimeİngilizce CümleTürkçe Cümle
damage / to damagezarar / zarar vermekThe storm caused a lot of damage. / The storm damaged many houses.Fırtına çok zarar verdi. / Fırtına birçok eve zarar verdi.
to dealilgilenmek, dağıtmakHe deals with customer complaints.Müşteri şikayetleriyle ilgilenir.
decadeon yılThe company has grown a lot over the past decade.Şirket son on yılda çok büyüdü.
to decoratesüslemekWe decorated the room for the party.Odayı parti için süsledik.
deergeyikA deer crossed the road.Bir geyik yolun karşısına geçti.
definitekesin, belirliThere is a definite answer to this question.Bu soruya kesin bir cevap var.
to deliverteslim etmekThe courier will deliver the package tomorrow.Kurye paketi yarın teslim edecek.
departurekalkış, ayrılışOur departure is scheduled for 9 a.m.Kalkışımız sabah 9’a planlandı.
desktopmasaüstü (bilgisayar)I saved the file on my desktop.Dosyayı masaüstüme kaydettim.
despite-e rağmenDespite the rain, we went for a walk.Yağmura rağmen yürüyüşe çıktık.
destinationvarış yeri, hedefParis is our final destination.Paris bizim son varış noktamız.
determinedkararlıShe is determined to succeed.Başarılı olmaya kararlı.
developmentgelişim, kalkınmaThe city has seen rapid development.Şehir hızlı bir gelişim gördü.
diagramdiyagram, şemaThe teacher drew a diagram on the board.Öğretmen tahtaya bir diyagram çizdi.
diamondelmasShe wore a diamond ring.Elmas bir yüzük taktı.
difficultyzorlukI had difficulty understanding the instructions.Talimatları anlamakta zorluk çektim.
direct / directlydoğrudan / doğrudan, bizzatHe gave a direct answer. / She spoke directly to the manager.Doğrudan bir cevap verdi. / Yöneticiye doğrudan konuştu.
dirtkir, toprakThe children played in the dirt.Çocuklar toprakta oynadılar.
disadvantagedezavantajOne disadvantage of this plan is the cost.Bu planın bir dezavantajı maliyettir.
disappointedhayal kırıklığına uğramışI was disappointed with the movie.Filmden hayal kırıklığına uğradım.
disappointinghayal kırıklığı yaratanThe ending of the book was disappointing.Kitabın sonu hayal kırıklığı yarattı.
discountindirimThe store offers a 10% discount.Mağaza %10 indirim sunuyor.
to discusstartışmak, görüşmekWe need to discuss the project.Projeyi tartışmamız gerekiyor.
to dislikesevmemekI dislike cold weather.Soğuk havayı sevmem.
to dividebölmekThey divided the cake into eight pieces.Pastayı sekiz parçaya böldüler.
documentarybelgeselWe watched a documentary about wildlife.Vahşi yaşam hakkında bir belgesel izledik.
to donatebağışlamakShe donated clothes to the charity.Giysileri hayır kurumuna bağışladı.
doubt / to doubtşüphe / şüphe etmekI have doubts about his honesty. / I doubt he will come.Onun dürüstlüğü hakkında şüphelerim var. / Gelmeyeceğini düşünüyorum.
dressedgiyinmişShe was nicely dressed for the party.Partiye güzel giyinmişti.
drunksarhoşHe was drunk after the party.Partiden sonra sarhoştu.
duevadesi gelmiş, beklenenThe payment is due tomorrow.Ödemenin vadesi yarın.
dusttozThere is dust on the shelf.Rafın üzerinde toz var.
dutygörev, sorumlulukIt is your duty to complete the task.Görevi tamamlamak senin sorumluluğundur.

B1— E KELİMELERİ

İngilizce KelimeTürkçe Kelimeİngilizce CümleTürkçe Cümle
earthquakedepremThe earthquake caused a lot of damage.Deprem çok hasara yol açtı.
easterndoğu, doğu tarafıThe eastern part of the city is very beautiful.Şehrin doğu tarafı çok güzel.
economicekonomikThe government announced new economic policies.Hükümet yeni ekonomik politikalar açıkladı.
economyekonomiThe economy is growing steadily.Ekonomi istikrarlı bir şekilde büyüyor.
edgekenar, uçBe careful near the edge of the cliff.Uçurumun kenarında dikkatli ol.
editoreditörThe editor reviewed the article carefully.Editör makaleyi dikkatlice inceledi.
to educateeğitmekParents should educate their children well.Ebeveynler çocuklarını iyi eğitmeli.
educatedeğitimliShe is an educated woman.O eğitimli bir kadındır.
educationaleğiticiThis is an educational video for students.Bu öğrenciler için eğitici bir video.
effectetkiThe medicine had a strong effect on him.İlaç üzerinde güçlü bir etki yaptı.
effectiveetkiliExercise is effective for staying healthy.Egzersiz sağlıklı kalmak için etkilidir.
effectivelyetkili bir şekildeShe managed the team effectively.Takımı etkili bir şekilde yönetti.
effortçabaHe made a great effort to finish the project.Projeyi bitirmek için büyük çaba gösterdi.
electionseçimThe presidential election will be next month.Başkanlık seçimi gelecek ay yapılacak.
embarrassedutangaç, utanmışI felt embarrassed when I made a mistake.Hata yaptığımda utanmış hissettim.
embarrassingutandırıcıIt was an embarrassing situation.Bu utandırıcı bir durumdu.
emergencyacil durumCall 112 in case of emergency.Acil durumda 112’yi arayın.
emotionduyguShe showed no emotion during the meeting.Toplantı sırasında hiçbir duygu göstermedi.
employmentistihdam, işEmployment rates have increased this year.Bu yıl istihdam oranları arttı.
to encouragecesaretlendirmek, teşvik etmekTeachers should encourage students to ask questions.Öğretmenler öğrencileri soru sormaya teşvik etmelidir.
enemydüşmanThe soldier fought bravely against the enemy.Asker düşmana karşı cesurca savaştı.
engagednişanlı, meşgulShe is engaged to be married next year.Gelecek yıl evlenecek şekilde nişanlı.
engineeringmühendislikHe studied civil engineering at university.Üniversitede inşaat mühendisliği okudu.
to entertain / entertainmenteğlendirmek / eğlenceThe clown entertained the children. / The festival provided great entertainment.Palyaço çocukları eğlendirdi. / Festival harika bir eğlence sundu.
entrancegirişThe main entrance of the building is on the left.Binanın ana girişi solda.
entrygiriş, katılımEntry to the museum is free for students.Müzeye giriş öğrenciler için ücretsizdir.
environmentçevreWe should protect the environment.Çevreyi korumalıyız.
environmentalçevreselEnvironmental problems are increasing.Çevresel sorunlar artıyor.
episodebölümI watched the first episode of the series.Dizinin ilk bölümünü izledim.
equaleşitAll citizens are equal before the law.Tüm vatandaşlar kanun önünde eşittir.
equallyeşit olarakThe prize was divided equally among the winners.Ödül kazananlar arasında eşit olarak bölündü.
to escapekaçmakThe prisoners tried to escape.Mahkumlar kaçmaya çalıştı.
essentialtemel, gerekliWater is essential for life.Su yaşam için gereklidir.
eventetkinlik, olayThe music festival is a popular event.Müzik festivali popüler bir etkinliktir.
eventuallysonundaHe eventually found his lost wallet.Sonunda kaybolan cüzdanını buldu.
to examineincelemekThe doctor examined the patient carefully.Doktor hastayı dikkatlice inceledi.
exchange / to exchangedeğiş tokuş / değiştirmekWe exchanged gifts on New Year. / They exchanged ideas during the meeting.Yeni yılda hediye değiştirdik. / Toplantıda fikir alışverişinde bulundular.
excitementheyecanThe children were full of excitement before the trip.Çocuklar yolculuk öncesi heyecan içindeydi.
exhibitionsergiThe art exhibition attracted many visitors.Sanat sergisi birçok ziyaretçiyi çekti.
to expandgenişletmekThe company plans to expand its operations.Şirket operasyonlarını genişletmeyi planlıyor.
expectedbeklenenThe train is expected to arrive at 6 p.m.Tren saat 6’da bekleniyor.
expeditionkeşif gezisi, seferThey went on an expedition to the mountains.Dağlara bir keşif gezisine gittiler.
experienceddeneyimliShe is an experienced teacher.O deneyimli bir öğretmendir.
to explodepatlamakThe bomb exploded in the city center.Bomba şehir merkezinde patladı.
to explorekeşfetmekThey explored the ancient ruins.Antik kalıntıları keşfettiler.
explosionpatlamaThe explosion caused heavy damage.Patlama ciddi hasara yol açtı.
export / to exportihracat / ihraç etmekTurkey exports textiles to many countries. / The company exports cars to Europe.Türkiye birçok ülkeye tekstil ihracatı yapıyor. / Şirket arabaları Avrupa’ya ihraç ediyor.

B1— F KELİMELERİ

İngilizce KelimeTürkçe Kelimeİngilizce CümleTürkçe Cümle
to faceyüzleşmekShe had to face her fears.Korkularıyla yüzleşmek zorunda kaldı.
factgerçekIt is a fact that the Earth orbits the Sun.Dünya’nın Güneş’in etrafında döndüğü bir gerçektir.
fairlyoldukça, adil bir şekildeThe test was fairly easy.Test oldukça kolaydı.
familiartanıdıkThat face looks familiar.Bu yüz tanıdık geliyor.
to fancyhoşlanmak, istemekI fancy a cup of tea.Bir fincan çay istiyorum.
fascinatingbüyüleyiciThe documentary was fascinating.Belgesel büyüleyiciydi.
fashionablemodaya uygunShe always wears fashionable clothes.O her zaman modaya uygun kıyafetler giyer.
to fastenbağlamak, tutturmakFasten your seatbelt before takeoff.Kalkıştan önce emniyet kemerini bağlayın.
favouriyilik, jestCan you do me a favour?Bana bir iyilik yapabilir misin?
fear / to fearkorku / korkmakShe has a fear of heights. / He feared the dog.Yükseklikten korkuyor. / Köpekten korktu.
feature / to featureözellik / yer vermek, göstermekThe phone has many new features. / The film features a famous actor.Telefonun birçok yeni özelliği var. / Film ünlü bir aktöre yer veriyor.
to feedbeslemekShe feeds the cat every morning.Her sabah kediyi besliyor.
fenceçitThey built a fence around the garden.Bahçenin etrafına çit yaptılar.
fightingkavga, savaşThere was fighting in the streets.Sokaklarda kavga vardı.
figurerakam, şekil, kişiThe figure on the chart shows the sales.Grafikteki rakam satışları gösteriyor.
file / to filedosya / dosyalamakI saved the document in a file. / She filed the papers in the cabinet.Belgeyi bir dosyaya kaydettim. / Belgeleri dolaba dosyaladı.
financialfinansal, maliHe is facing financial problems.Mali sorunlarla karşı karşıya.
finepara cezasıHe paid a fine for speeding.Hız yaptığı için para cezası ödedi.
fitnessfiziksel uygunlukRegular exercise improves fitness.Düzenli egzersiz fiziksel uygunluğu artırır.
fixedsabit, belirliThe date for the meeting is fixed.Toplantı tarihi sabit.
flashflaşThe camera flash blinded me for a moment.Kamera flaşı bir an için gözümü kamaştırdı.
flood / to floodsel / su basmakThe flood destroyed many houses. / Heavy rain flooded the streets.Sel birçok evi yok etti. / Şiddetli yağmur sokakları su bastı.
flourunI need flour to bake a cake.Kek yapmak için una ihtiyacım var.
flow / to flowakış / akmakThe river flows into the sea.Nehir denize akar.
fogsisThe fog made it hard to see the road.Sis nedeniyle yolu görmek zordu.
to foldkatlamakFold the paper in half.Kağıdı ortadan katla.
folkhalk, insanlarFolk music is very popular in this region.Halk müziği bu bölgede çok popülerdir.
followingsonraki, takip eden / aşağıdakiThe following day, we went to the park. / Follow the instructions in the following list.Ertesi gün parka gittik. / Aşağıdaki listedeki talimatları takip edin.
force / to forcegüç, kuvvet / zorlamakThe force of the wind broke the tree. / He forced me to sign the paper.Rüzgarın kuvveti ağacı kırdı. / Beni belgeyi imzalamaya zorladı.
foreversonsuza dekI will love you forever.Seni sonsuza dek seveceğim.
frameçerçeveHe put the photo in a wooden frame.Fotoğrafı ahşap bir çerçeveye koydu.
to freezedonmakThe lake freezes in winter.Göl kışın donar.
frequentlysık sıkI frequently visit my grandparents.Büyükannemi ve büyükbabamı sık sık ziyaret ederim.
friendshipdostlukTheir friendship lasted for many years.Onların dostluğu yıllarca sürdü.
to frightenkorkutmakThe loud noise frightened the cat.Yüksek ses kediyi korkuttu.
frightenedkorkmuşThe child was frightened by the thunder.Çocuk gök gürültüsünden korktu.
frighteningkorkutucuThe movie was frightening.Film korkutucuydu.
frozendonmuşThe pond is frozen in winter.Gölet kışın donmuş.
to frykızartmakI like to fry eggs for breakfast.Kahvaltıda yumurta kızartmayı severim.
fuelyakıtThe car needs fuel to run.Arabanın çalışması için yakıta ihtiyacı var.
function / to functionişlev / çalışmakThe function of the heart is to pump blood. / The machine functions well.Kalbin işlevi kan pompalamaktır. / Makine iyi çalışıyor.
furkürkThe coat is made of fur.Palto kürkten yapılmıştır.

B1 — G KELİMELERİ

İngilizce KelimeTürkçe Kelimeİngilizce CümleTürkçe Cümle
garagegarajI parked my car in the garage.Arabamı garaja park ettim.
to gathertoplamak, bir araya getirmekThey gathered all the documents for the meeting.Toplantı için tüm belgeleri topladılar.
generallygenel olarak, genelliklePeople generally like holidays.İnsanlar genellikle tatilleri sever.
generationnesilThis generation uses smartphones a lot.Bu nesil çok telefon kullanıyor.
generouscömertShe is very generous with her time.Zamanı konusunda çok cömerttir.
gentlenazik, yumuşakHe spoke in a gentle voice.Nazik bir sesle konuştu.
gentlemanbeyefendiHe is a true gentleman.O gerçek bir beyefendidir.
ghosthayaletThe children were scared of the ghost.Çocuklar hayaletten korktu.
giant / giantdev / dev gibiThe giant statue stood in the park. / He has a giant appetite.Dev heykel parkta duruyordu. / Onun dev bir iştahı var.
gigkonser, işThe band played a gig in the city center.Grup şehir merkezinde bir konser verdi.
gladmemnun, sevinçliI am glad to see you.Seni gördüğüme memnun oldum.
globalküreselClimate change is a global issue.İklim değişikliği küresel bir sorundur.
gloveeldivenI wear gloves in winter.Kışın eldiven takarım.
goodsmallar, ürünlerThe shop sells various goods.Mağaza çeşitli ürünler satıyor.
gradenot, dereceShe got a high grade in the exam.Sınavdan yüksek not aldı.
to graduatemezun olmakHe will graduate from university next year.Gelecek yıl üniversiteden mezun olacak.
graintahılWheat is an important grain.Buğday önemli bir tahıldır.
gratefulminnettarI am grateful for your help.Yardımın için minnettarım.
growthbüyüme, gelişmeThe company showed rapid growth last year.Şirket geçen yıl hızlı bir büyüme gösterdi.
guard / to guardkoruma / korumakThe guard watched the entrance. / He guards the museum at night.Görevli girişi izledi. / Müzeyi geceleri koruyor.
guiltysuçluHe felt guilty about lying.Yalan söylediği için suçlu hissetti.

B1 — H KELİMELERİ

İngilizce KelimeTürkçe Kelimeİngilizce CümleTürkçe Cümle
to hangasmakHe hung the picture on the wall.Resmi duvara astı.
happinessmutlulukFamily brings me happiness.Aile bana mutluluk getirir.
hardlyneredeyse hiçI can hardly hear you.Seni neredeyse hiç duyamıyorum.
headlinemanşetThe newspaper headline shocked everyone.Gazetenin manşeti herkesi şoke etti.
heatingısıtmaThe heating system is broken.Isıtma sistemi bozuk.
heavilyyoğun bir şekildeIt rained heavily yesterday.Dün yoğun bir şekilde yağmur yağdı.
helicopterhelikopterThe police arrived in a helicopter.Polis bir helikopterle geldi.
to highlightvurgulamakThe teacher highlighted the main points.Öğretmen ana noktaları vurguladı.
highlyson dereceShe is highly respected in her field.Alanında son derece saygı görür.
to hireişe almakThe company hired new employees.Şirket yeni çalışanlar işe aldı.
hint / to hintipucu / ima etmekShe gave me a hint about the answer. / He hinted that he would leave soon.Cevap hakkında bana bir ipucu verdi. / Yakında ayrılacağını ima etti.
historictarihi (önemli)The city has a historic castle.Şehirde tarihi bir kale var.
historicaltarihselWe studied historical events at school.Okulda tarihsel olayları inceledik.
honestdürüstBe honest with your friends.Arkadaşlarına dürüst ol.
honeybalI like honey in my tea.Çayımda balı severim.
horriblekorkunçThe weather was horrible yesterday.Hava dün korkunçtu.
horrordehşet, korkuShe likes horror movies.Korku filmlerini sever.
host / to hostev sahibi / ev sahipliği yapmakShe is the host of the party. / They hosted an international conference.Partinin ev sahibidir. / Uluslararası bir konferansa ev sahipliği yaptılar.
howeverfakat, ancakI wanted to go; however, it was raining.Gitmek istiyordum; fakat yağmur yağıyordu.
to huntavlamakThey hunt deer in the forest.Ormanda geyik avlarlar.
hurricanekasırgaThe hurricane caused severe damage.Kasırga ciddi hasara yol açtı.

B1 — I KELİMELERİ

İngilizce KelimeTürkçe Kelimeİngilizce CümleTürkçe Cümle
ignorantcahilHe was ignorant about world politics.Dünya siyaseti hakkında cahildi.
to ignoregörmezden gelmekShe ignored his advice.Onun tavsiyesini görmezden geldi.
illegalyasa dışıIt is illegal to park here.Buraya park etmek yasa dışıdır.
imaginaryhayaliThe child has an imaginary friend.Çocuğun hayali bir arkadaşı var.
immediateacil, hemenWe need an immediate answer.Hemen bir cevaba ihtiyacımız var.
immigrantgöçmenMany immigrants moved to the city.Birçok göçmen şehre taşındı.
impactetki, darbeThe speech had a strong impact on the audience.Konuşma izleyiciler üzerinde güçlü bir etki yaptı.
import / to importithalat / ithal etmekTurkey imports many goods from China. / The company imports cars.Türkiye birçok ürünü Çin’den ithal ediyor. / Şirket araba ithal ediyor.
importanceönemEducation has great importance.Eğitimin büyük önemi vardır.
impressionizlenimHe made a good impression on his boss.Patronu üzerinde iyi bir izlenim bıraktı.
impressiveetkileyiciThe view from the mountain is impressive.Dağdan manzara etkileyicidir.
to improvegeliştirmekShe wants to improve her English.İngilizcesini geliştirmek istiyor.
improvementgelişmeThere has been an improvement in his health.Sağlığında bir gelişme oldu.
incrediblyinanılmaz derecedeThe movie was incredibly exciting.Film inanılmaz derecede heyecanlıydı.
indeedgerçekten, aslındaIt is indeed a beautiful place.Burası gerçekten güzel bir yer.
indicategöstermek, belirtmekThe sign indicates the way to the station.Tabela istasyona giden yolu gösteriyor.
indirectdolaylıHe gave an indirect answer to the question.Soruya dolaylı bir cevap verdi.
indoorkapalıIndoor games are fun.Kapalı alan oyunları eğlencelidir.
indoorsiçerideWe stayed indoors because of the rain.Yağmur yüzünden içeride kaldık.
infantbebekThe infant is sleeping peacefully.Bebek huzur içinde uyuyor.
influence / to influenceetki / etkilemekHis teacher had a positive influence on him. / She influenced his decision.Öğretmeni üzerinde olumlu bir etki yaptı. / Kararını etkiledi.
ingredientmalzemeSugar is an important ingredient in this recipe.Şeker bu tarifte önemli bir malzemedir.
to injureyaralamakHe injured his leg while playing football.Futbol oynarken bacağını yaraladı.
injuredyaralıThe injured man was taken to the hospital.Yaralı adam hastaneye götürüldü.
innocentmasumThe child is innocent of any wrongdoing.Çocuk hiçbir suçu olmayan masumdur.
intelligencezekaShe has great intelligence.Çok zekidir.
to intendniyet etmekI intend to travel next summer.Gelecek yaz seyahat etmeyi düşünüyorum.
intentionniyetIt was not my intention to offend you.Seni kırmak niyetinde değildim.
to investyatırım yapmakHe invested money in the stock market.Borsaya para yatırdı.
to investigatearaştırmak, soruşturmakThe police are investigating the crime.Polis suçu araştırıyor.
involveddahil, ilişkiliHe was involved in the project.Projeye dahil oldu.
iron / to irondemir / ütülemekThe bridge is made of iron. / She ironed her shirt.Köprü demirden yapılmıştır. / Gömleğini ütüledi.
issuesorun, konuClimate change is an important issue.İklim değişikliği önemli bir konudur.
ITbilişim teknolojisiHe works in IT.Bilişim teknolojisi alanında çalışıyor.

B1 — J KELİMELERİ

İngilizce KelimeTürkçe Kelimeİngilizce CümleTürkçe Cümle
journalgünlük, dergiShe writes in her journal every night.Her gece günlüğüne yazar.
judge / to judgeyargıç / yargılamakThe judge listened carefully to both sides. / Don’t judge people too quickly.Yargıç her iki tarafı da dikkatlice dinledi. / İnsanları çok çabuk yargılama.

B1 — K KELİMELERİ

İngilizce KelimeTürkçe Kelimeİngilizce CümleTürkçe Cümle
keenhevesli, istekliShe is keen to learn new languages.Yeni diller öğrenmeye hevesli.
keyana, önemliCommunication is a key factor in relationships.İletişim, ilişkilerde önemli bir faktördür.
keyboardklavyeI type my essays on a keyboard.Makalelerimi bir klavyede yazıyorum.
killingcinayetThe police investigated the killing carefully.Polis cinayeti dikkatlice araştırdı.
kindkibar, nazikShe is always kind to everyone.O her zaman herkese karşı kibardır.
kingdomkrallıkThe king ruled over a large kingdom.Kral geniş bir krallığa hükmetti.

B1 — L KELİMELERİ

İngilizce KelimeTürkçe Kelimeİngilizce CümleTürkçe Cümle
label / to labeletiket / etiketlemekThe bottles are labeled with dates. / She labeled the boxes carefully.Şişelere tarih etiketleri yapıştırıldı. / Kutuları dikkatlice etiketledi.
laboratorylaboratuvarScientists work in a laboratory.Bilim insanları bir laboratuvarda çalışır.
lack / to lackeksiklik / eksik olmakThe project failed due to lack of funds. / He lacks experience.Proje fon eksikliği yüzünden başarısız oldu. / Deneyimi yok.
latesten sonI bought the latest model of the phone.Telefonun en son modelini aldım.
to laysermek, koymakShe laid the book on the table.Kitabı masanın üzerine koydu.
layerkatmanThe cake has three layers.Kekin üç katmanı var.
leadkurşun (metal)Pipes used to be made of lead.Borular eskiden kurşundan yapılırdı.
leadingönde gelen, başlıcaHe is a leading expert in physics.O, fizik alanında önde gelen bir uzmandır.
leafyaprakThe tree has many green leaves.Ağacın birçok yeşil yaprağı var.
leatherderiShe bought a leather jacket.Deri bir ceket aldı.
legalyasalIt is legal to drive at this age.Bu yaşta araç kullanmak yasal.
leisureboş zaman, eğlenceHe spends his leisure time reading.Boş zamanını kitap okuyarak geçiriyor.
lengthuzunlukThe length of the table is two meters.Masanın uzunluğu iki metredir.
level / to levelseviye / düzeltmek, eşitlemekThe water level is high. / They leveled the ground before building.Su seviyesi yüksek. / İnşaattan önce zemini düzelttiler.
to lie (tell a lie)yalan söylemekHe lied about his age.Yaşı hakkında yalan söyledi.
limit / to limitsınır / sınırlamakThere is a speed limit on this road. / The teacher limited the time for the test.Bu yolda hız sınırı var. / Öğretmen test süresini sınırladı.
lipdudakShe applied lipstick on her lips.Dudaklarına ruj sürdü.
liquidsıvıWater is a liquid.Su bir sıvıdır.
literatureedebiyatI enjoy reading English literature.İngiliz edebiyatı okumaktan hoşlanırım.
living / livingyaşam / yaşayanCity living can be stressful. / They live with living animals at the farm.Şehirde yaşamak stresli olabilir. / Çiftlikte yaşayan hayvanlarla yaşıyorlar.
to locateyerini bulmakI located the restaurant using a map.Haritayı kullanarak restoranın yerini buldum.
locatedyerleşik, konumluThe hotel is located near the beach.Otel plajın yakınında yer alıyor.
locationkonumThe location of the meeting is downtown.Toplantının konumu şehir merkezindedir.
loggünlük, kayıtHe kept a log of his trips.Seyahatlerinin kaydını tuttu.
lonelyyalnızHe felt lonely in the new city.Yeni şehirde yalnız hissetti.
losskayıpShe suffered a loss in the accident.Kaza sonucunda bir kayıp yaşadı.
luxurylüksThey live in a house full of luxury.Lüks dolu bir evde yaşıyorlar.

B1 — M KELİMELERİ

İngilizce KelimeTürkçe Kelimeİngilizce CümleTürkçe Cümle
madkızgın, deliHe was mad at his friend.Arkadaşına kızgındı.
magicsihirThe magician performed magic tricks.Sihirbaz sihir numaraları yaptı.
mainlyçoğunluklaThe problem is mainly caused by traffic.Sorun çoğunlukla trafikten kaynaklanıyor.
mallalışveriş merkeziWe went shopping at the mall.Alışveriş merkezine gittik.
managementyönetimGood management is important for a company.İyi yönetim bir şirket için önemlidir.
marketingpazarlamaShe works in marketing.Pazarlama bölümünde çalışıyor.
marriageevlilikThey celebrated their marriage last week.Geçen hafta evliliklerini kutladılar.
materialmalzemeThe table is made of wood material.Masa ahşap malzemeden yapılmıştır.
meanwhilebu sıradaI was cooking; meanwhile, he was setting the table.Ben yemek yapıyordum; bu sırada o masayı kuruyordu.
measure / to measureölçü / ölçmekThe measure of the room is five meters. / She measured the window.Odanın ölçüsü beş metredir. / Pencereyi ölçtü.
mediumortaI like my coffee medium, not too strong.Kahvemi orta, çok güçlü olmayan olarak severim.
mentalzihinselMental health is very important.Zihinsel sağlık çok önemlidir.
messdağınıklık, karışıklıkHis room is always a mess.Onun odası her zaman dağınıktır.
mildhafifThe weather today is mild.Bugün hava hafif.
milldeğirmenThe old mill is near the river.Eski değirmen nehrin yanında.
minemaden, kuyuCoal is taken from the mine.Kömür madenden çıkarılır.
to mixkarıştırmakMix the ingredients well.Malzemeleri iyi karıştır.
mixturekarışımThe cake has a mixture of chocolate and nuts.Kek çikolata ve fındık karışımına sahiptir.
modelmodelShe is a fashion model.O bir moda modeli.
moodruh haliHe is in a good mood today.Bugün iyi bir ruh halinde.
mudçamurThe children played in the mud.Çocuklar çamurda oynadı.
murder / to murdercinayet / öldürmekThe police investigated the murder. / He was accused of murdering his neighbor.Polis cinayeti araştırdı. / Komşusunu öldürmekle suçlandı.
musclekasExercise strengthens your muscles.Egzersiz kaslarınızı güçlendirir.
mysterygizemThe story is full of mystery.Hikaye gizemle dolu.

B1 — N KELİMELERİ

İngilizce KelimeTürkçe Kelimeİngilizce CümleTürkçe Cümle
nailçivi, tırnakHe hammered the nail into the wall.Çiviyi duvara çaktı.
narrativeanlatı, hikayeThe book has an interesting narrative.Kitap ilginç bir anlatıya sahip.
nationulusThe nation celebrated its independence day.Ulus bağımsızlık gününü kutladı.
nativeyerli / yerli kişiShe is a native speaker of English. / He is a native of Canada.O İngilizceyi anadil olarak konuşuyor. / O Kanada’nın yerlisidir.
naturallydoğal olarakShe sings naturally well.Doğal olarak iyi şarkı söylüyor.
necessarilymutlaka, gereği olarakMore money doesn’t necessarily mean more happiness.Daha fazla para mutlaka daha fazla mutluluk anlamına gelmez.
needleiğneBe careful with the needle.İğneye dikkat et.
negativeolumsuzHe gave a negative answer.Olumsuz bir cevap verdi.
neighbourhoodmahalleI live in a quiet neighbourhood.Sakin bir mahallede yaşıyorum.
neitherhiçbiriNeither of the answers is correct.Cevapların hiçbiri doğru değil.
norne deHe likes neither coffee nor tea.Ne kahveyi ne de çayı sever.
normalnormalIt is normal to feel nervous before an exam.Sınav öncesi gergin hissetmek normaldir.
northernkuzeyWe traveled to the northern part of the country.Ülkenin kuzey bölgesine seyahat ettik.
to notenot etmekPlease note the date of the meeting.Lütfen toplantının tarihini not edin.
nuclearnükleerNuclear energy can be dangerous.Nükleer enerji tehlikeli olabilir.

B1 — O KELİMELERİ

İngilizce KelimeTürkçe Kelimeİngilizce CümleTürkçe Cümle
obviousbariz, açıkIt’s obvious that she is happy.Mutlu olduğu bariz.
obviouslyaçıkçaObviously, he was tired after the long journey.Uzun yolculuktan sonra açıkça yorgundu.
occasionfırsat, durumWe met on several occasions.Birkaç fırsatta bir araya geldik.
to occurmeydana gelmekThe accident occurred yesterday.Kaza dün meydana geldi.
oddtuhaf, garipThat’s an odd question.Bu tuhaf bir soru.
officialresmiThe official document was signed yesterday.Resmi belge dün imzalandı.
old-fashionedeski modaShe wears old-fashioned clothes.Eski moda kıyafetler giyiyor.
oncebir kez / bir zamanlarI have only been there once. / Once, this building was a school.Oraya sadece bir kez gittim. / Bir zamanlar bu bina bir okuldu.
opiniongörüş, fikirIn my opinion, this is the best solution.Benim görüşüme göre bu en iyi çözüm.
operationoperasyon, ameliyatThe operation was successful.Operasyon başarılı geçti.
opportunityfırsatThis is a great opportunity for you.Bu senin için harika bir fırsat.
organiseddüzenliShe is very organised at work.İş yerinde çok düzenlidir.
organiserdüzenleyici, organizatörThe organiser of the event welcomed everyone.Etkinliğin düzenleyicisi herkesi karşıladı.
originalorijinal, özgünThis is the original painting.Bu orijinal tablo.
originallyaslında, başlangıçtaThe house was originally built in 1900.Ev aslında 1900 yılında inşa edilmişti.
ought to-meli, -malıYou ought to apologize.Özür dilemelisin.
oursbizimkiThis house is ours.Bu ev bizim.
outdooraçık havaWe enjoy outdoor activities.Açık hava aktivitelerinden hoşlanıyoruz.
outdoorsdışarıda, açık havadaThey are playing outdoors.Dışarıda oynuyorlar.

B1 — P KELİMELERİ

İngilizce KelimeTürkçe Kelimeİngilizce CümleTürkçe Cümle
packagepaketI received a package yesterday.Dün bir paket aldım.
padnot defteri, pedShe wrote notes on a pad.Notlarını bir deftere yazdı.
painfulacı vericiThe injection was painful.Enjeksiyon acı vericiydi.
palesolgunShe looked pale after the illness.Hastalıktan sonra solgun görünüyordu.
pantavaFry the eggs in a pan.Yumurtaları tavada kızart.
to participatekatılmakHe participated in the competition.Yarışmaya katıldı.
particularlyözellikleI like chocolate, particularly dark chocolate.Çikolatayı severim, özellikle bitter çikolatayı.
passiontutkuHer passion is painting.Onun tutkusu resim yapmaktır.
pathyol, patikaWe walked along the forest path.Orman yolundan yürüdük.
paymentödemePayment is due next week.Ödeme gelecek hafta yapılacak.
peacefulhuzurluThe village is peaceful.Köy huzurludur.
percentageyüzdeA high percentage of students passed the exam.Öğrencilerin yüksek bir yüzdesi sınavı geçti.
perfectlymükemmel bir şekildeShe performed perfectly in the play.Oyunda mükemmel bir şekilde performans sergiledi.
performanceperformansThe singer’s performance was amazing.Şarkıcının performansı harikaydı.
personallyşahsenPersonally, I prefer tea over coffee.Şahsen kahve yerine çayı tercih ederim.
pessimistickaramsarHe is pessimistic about the future.Gelecek konusunda karamsar.
to persuadeikna etmekShe persuaded him to join the club.Onu kulübe katılmaya ikna etti.
photographerfotoğrafçıThe photographer took beautiful pictures.Fotoğrafçı güzel fotoğraflar çekti.
photographyfotoğrafçılıkPhotography is her hobby.Fotoğrafçılık onun hobisidir.
pin / to piniğne / iğnelemekShe used a pin to attach the paper. / He pinned the notice on the board.Kağıdı tutturmak için iğne kullandı. / Duyuruyu tahtaya iğneledi.
pipeboruThe plumber fixed the broken pipe.Tesisatçı kırık boruyu tamir etti.
planningplanlamaProper planning is important for success.Başarı için doğru planlama önemlidir.
pleasanthoşWe had a pleasant evening.Hoş bir akşam geçirdik.
pleasurezevk, keyifIt’s a pleasure to meet you.Sizi tanımak bir zevk.
plentybolThere is plenty of food for everyone.Herkes için bol miktarda yiyecek var.
plotolay örgüsüThe plot of the movie was interesting.Filmin olay örgüsü ilginçti.
plusartı, ayrıcaTwo plus two equals four.İki artı iki dört eder.
poemşiirShe wrote a beautiful poem.Güzel bir şiir yazdı.
poetşairHe is a famous poet.O ünlü bir şairdir.
poetryşiir, edebiyatI enjoy reading poetry.Şiir okumaktan hoşlanırım.
to pointişaret etmekHe pointed to the map.Haritayı işaret etti.
poison / to poisonzehir / zehirlemekThe food contained poison. / Someone poisoned the cat.Yemek zehir içeriyordu. / Birisi kediyi zehirledi.
poisonouszehirliSome mushrooms are poisonous.Bazı mantarlar zehirlidir.
policypolitika, politika belgesiThe company has a strict policy.Şirketin sıkı bir politikası var.
politicalpolitikThey discussed political issues.Politik konuları tartıştılar.
politicianpolitikacıThe politician gave a speech.Politikacı bir konuşma yaptı.
politicssiyasetHe is interested in politics.Siyasetle ilgileniyor.
portlimanThe ship arrived at the port.Gemi limana vardı.
portraitportreShe painted a portrait of her friend.Arkadaşının portresini yaptı.
positionpozisyon, konumHe applied for the manager position.Yönetici pozisyonuna başvurdu.
positiveolumluShe has a positive attitude.Olumlu bir tutumu var.
possiblymuhtemelenWe will possibly go to the park tomorrow.Muhtemelen yarın parka gideceğiz.
pottencereShe cooked soup in a pot.Çorbayı bir tencerede pişirdi.
to pourdökmekHe poured water into the glass.Suyu bardağa döktü.
povertyyoksullukMany people live in poverty.Birçok insan yoksulluk içinde yaşıyor.
powdertozShe sprinkled powder on the cake.Kekin üzerine toz serpti.
powergüç, enerjiThe country produces its own power.Ülke kendi enerjisini üretiyor.
powerfulgüçlüHe is a powerful leader.O güçlü bir liderdir.
practicalpratikThis is a practical solution.Bu pratik bir çözümdür.
to praydua etmekShe prays every morning.Her sabah dua eder.
prayerduaI said a prayer for him.Onun için bir dua ettim.
predictiontahminThe weather prediction was accurate.Hava tahmini doğruydu.
preparedhazırlıklıShe is prepared for the exam.Sınava hazırlıklı.
presentationsunumHe gave a presentation about technology.Teknoloji hakkında bir sunum yaptı.
pressbasınThe press reported the news.Basın haberi bildirdi.
pressurebaskıShe feels pressure at work.İş yerinde baskı hissediyor.
to pretendnumara yapmak, yapar gibi görünmekThe child pretended to be a doctor.Çocuk doktor gibi numara yaptı.
previousöncekiThe previous lesson was easy.Önceki ders kolaydı.
previouslyöncedenI had previously visited Paris.Önceden Paris’i ziyaret etmiştim.
priestrahipThe priest led the ceremony.Rahip töreni yönetti.
primarybirincil, anaEducation is a primary concern.Eğitim birincil önceliktir.
princeprensThe prince attended the ceremony.Prens törene katıldı.
princessprensesThe princess waved to the crowd.Prenses kalabalığa el salladı.
printingbaskıPrinting books is expensive.Kitap basmak pahalıdır.
prisonermahkumThe prisoner was released.Mahkum serbest bırakıldı.
privateözelThis is a private room.Burası özel bir oda.
probablymuhtemelenHe will probably come tomorrow.Muhtemelen yarın gelecek.
processsüreçThe hiring process takes two weeks.İşe alım süreci iki hafta sürer.
to produceüretmekThe factory produces cars.Fabrika araba üretiyor.
produceryapımcıHe is a movie producer.O bir film yapımcısıdır.
productürünThis product is very popular.Bu ürün çok popülerdir.
productionüretimCar production increased last year.Araba üretimi geçen yıl arttı.
professionmeslekTeaching is a noble profession.Öğretmenlik saygın bir meslektir.
profitkârThe company made a big profit.Şirket büyük kâr elde etti.
projectprojeWe are working on a new project.Yeni bir proje üzerinde çalışıyoruz.
to promoteteşvik etmek, tanıtmakThey promoted the new product.Yeni ürünü tanıttılar.
properuygun, doğruWear proper shoes for hiking.Yürüyüş için uygun ayakkabılar giy.
properlydüzgün bir şekildeThe machine is working properly.Makine düzgün çalışıyor.
propertymülk, özellikHe owns a lot of property.Çok sayıda mülke sahip.
protest / to protestprotesto / protesto etmekThey organized a protest. / People protested against the law.Bir protesto düzenlediler. / İnsanlar kanuna karşı protesto yaptı.
proudgururluShe is proud of her children.Çocuklarıyla gurur duyuyor.
to provekanıtlamakHe proved his theory.Teorisini kanıtladı.
to pumppompalamakHe pumped water from the well.Kuyudan su pompaladı.
to punchyumruklamakHe punched the bag in the gym.Spor salonunda çantaya yumruk attı.
to punishcezalandırmakThe teacher punished the students.Öğretmen öğrencileri cezalandırdı.
punishmentcezaStealing is against the law and has a punishment.Hırsızlık yasaya aykırıdır ve cezası vardır.

B1 — Q KELİMELERİ

İngilizce KelimeTürkçe Kelimeİngilizce CümleTürkçe Cümle
qualificationnitelik, vasıfShe has the necessary qualifications for the job.İş için gerekli niteliklere sahip.
qualifiednitelikliHe is a qualified teacher.O nitelikli bir öğretmendir.
to qualifynitelikli hale gelmek, hak kazanmakShe qualified for the final exam.Final sınavına hak kazandı.
queue / to queuekuyruk / sıraya girmekThere was a long queue at the bank. / People queued for tickets.Bankada uzun bir kuyruk vardı. / İnsanlar bilet almak için sıraya girdi.
to quitbırakmak, ayrılmakHe decided to quit his job.İşini bırakmaya karar verdi.
quotationalıntıThe book contains many quotations from famous authors.Kitap, ünlü yazarların birçok alıntısını içeriyor.
quote / to quotealıntı / alıntı yapmakShe included a quote in her essay. / He quoted Shakespeare.Makalesine bir alıntı ekledi. / Shakespeare’den alıntı yaptı.

B1 — R KELİMELERİ

İngilizce KelimeTürkçe Kelimeİngilizce CümleTürkçe Cümle
raceırk, soyPeople of different races live in the city.Farklı ırklardan insanlar şehirde yaşıyor.
racingyarışHe enjoys car racing.Araba yarışlarından hoşlanıyor.
rangeçeşit, aralıkThe shop sells a wide range of products.Mağaza geniş bir ürün yelpazesi satıyor.
rarenadirIt’s rare to see snow here.Burada kar görmek nadirdir.
rarelynadirenShe rarely eats fast food.O nadiren fast food yer.
reactiontepkiHis reaction surprised everyone.Onun tepkisi herkesi şaşırttı.
realitygerçekThe reality is different from what we imagined.Gerçek, hayal ettiğimizden farklı.
receiptfişKeep the receipt for your purchase.Alışverişiniz için fişi saklayın.
recommendationtavsiye, öneriHe gave me a recommendation for the book.Bana kitap için bir öneri verdi.
referencereferans, kaynakUse this book as a reference.Bu kitabı kaynak olarak kullanın.
to reflectyansıtmakThe mirror reflects light.Ayna ışığı yansıtır.
regularlydüzenli olarakHe exercises regularly.Düzenli olarak egzersiz yapar.
to rejectreddetmekShe rejected the offer.Teklifi reddetti.
to relateilişkilendirmek, anlatmakCan you relate the story to me?Hikayeyi bana anlatabilir misin?
relatedilgiliThe documents are related to the case.Belgeler dava ile ilgilidir.
relationilişkiThey have a good relation with their neighbors.Komşularıyla iyi bir ilişkileri var.
relativeakrabaShe invited all her relatives to the party.Tüm akrabalarını partiye davet etti.
relaxedrahatlamışHe felt relaxed after the massage.Masajdan sonra rahatlamış hissetti.
relaxingrahatlatıcıListening to music is relaxing.Müzik dinlemek rahatlatıcıdır.
to releaseserbest bırakmakThe company released a new product.Şirket yeni bir ürün piyasaya sürdü.
reliablegüvenilirShe is a reliable friend.O güvenilir bir arkadaştır.
religiondinReligion is important to many people.Din birçok insan için önemlidir.
religiousdiniThey celebrated a religious festival.Dini bir festival kutladılar.
to remainkalmakHe remained silent during the meeting.Toplantı sırasında sessiz kaldı.
to remindhatırlatmakPlease remind me to call her.Lütfen ona telefon etmemi hatırlat.
remoteuzak, uzak kontrollüThe village is in a remote area.Köy uzak bir bölgede.
rent / to rentkira / kiralamakWe pay rent every month. / They rented a car.Her ay kira ödüyoruz. / Bir araba kiraladılar.
repeatedtekrarlananHe made repeated mistakes.Tekrarlanan hatalar yaptı.
to representtemsil etmekThe lawyer represents the client.Avukat müvekkili temsil eder.
to requiregerektirmekThis job requires experience.Bu iş deneyim gerektirir.
reservationrezervasyonI made a reservation at the restaurant.Restoranda bir rezervasyon yaptım.
resourcekaynakWater is a valuable resource.Su değerli bir kaynaktır.
respect / to respectsaygı / saygı göstermekHe has great respect for his teacher. / We should respect others.Öğretmenine büyük saygı gösteriyor. / Başkalarına saygı göstermeliyiz.
responseyanıt, tepkiShe gave a quick response.Hızlı bir yanıt verdi.
responsibilitysorumlulukIt’s your responsibility to finish the task.Görevi tamamlamak senin sorumluluğun.
responsiblesorumluHe is responsible for the project.Projeden sorumlu.
resultsonuçThe exam results were announced.Sınav sonuçları açıklandı.
to retireemekli olmakHe plans to retire next year.Gelecek yıl emekli olmayı planlıyor.
retiredemekliMy father is retired.Babam emekli.
to revisegözden geçirmek, tekrar etmekShe revised her notes before the exam.Sınavdan önce notlarını gözden geçirdi.
rifletüfekHe aimed the rifle carefully.Tüfeği dikkatlice hedef aldı.
to riseyükselmekThe sun rises in the east.Güneş doğudan yükselir.
risk / to riskrisk / riske atmakThere is a risk of flooding. / He risked his life to save her.Sel riski var. / Onu kurtarmak için hayatını riske attı.
robotrobotThe factory uses robots for production.Fabrika üretimde robot kullanıyor.
to rollyuvarlanmak, yuvarlamakThe ball rolled down the hill.Top tepeye doğru yuvarlandı.
romanticromantikThey had a romantic dinner.Romantik bir akşam yemeği yediler.
ropeipHe tied the boat with a rope.Tekneyi bir ip ile bağladı.
roughpürüzlü, kabacaThe road is rough.Yol pürüzlüdür.
rowsıraSit in the front row.Ön sıraya otur.
royalkraliyetThe royal family visited the city.Kraliyet ailesi şehri ziyaret etti.
rugbyragbiHe plays rugby on weekends.Hafta sonları ragbi oynar.
to ruleyönetmekThe king ruled the country wisely.Kral ülkeyi akıllıca yönetti.

B1 — S KELİMELERİ

İngilizce KelimeTürkçe Kelimeİngilizce CümleTürkçe Cümle
safetygüvenlikSafety is very important at work.İş yerinde güvenlik çok önemlidir.
sailordenizciThe sailor navigated the ship carefully.Denizci gemiyi dikkatlice yönetti.
sampleörnekThe doctor took a blood sample.Doktor bir kan örneği aldı.
sandkumThe children played in the sand.Çocuklar kumda oynadı.
to scantaramakShe scanned the document quickly.Belgeyi hızlıca taradı.
scientificbilimselHe made a scientific discovery.Bilimsel bir keşif yaptı.
scriptsenaryoThe actor read the script.Oyuncu senaryoyu okudu.
sculptureheykelThe museum has many sculptures.Müzede birçok heykel var.
secondaryikinci, ikincilHe attended secondary school in London.Londra’da ortaokula gitti.
securitygüvenlikSecurity at the airport is strict.Havalimanında güvenlik sıkıdır.
seedtohumHe planted a seed in the garden.Bahçeye bir tohum ekti.
sensiblemantıklıIt’s sensible to save money.Para biriktirmek mantıklıdır.
to separateayırmakThey separated the recyclable materials.Geri dönüştürülebilir malzemeleri ayırdılar.
seriouslyciddi şekildeHe took the warning seriously.Uyarıyı ciddi şekilde aldı.
servanthizmetçiThe servant cleaned the house.Hizmetçi evi temizledi.
to setkoymakShe set the table for dinner.Masayı akşam yemeği için hazırladı.
setgrup, takımlıkThe teacher gave us a set of books.Öğretmen bize bir set kitap verdi.
settingortamThe story has a beautiful setting.Hikayenin güzel bir ortamı var.
sexcinsiyetThey discussed the topic of sex education.Cinsel eğitim konusunu tartıştılar.
sexualcinselSexual health is important.Cinsel sağlık önemlidir.
sharpkeskinBe careful, the knife is sharp.Dikkat et, bıçak keskin.
shelfrafPut the books on the shelf.Kitapları rafa koy.
shellkabukThe children collected seashells.Çocuklar deniz kabukları topladı.
shift / to shiftvardiya / değiştirmekHe works the night shift. / She shifted the box to the table.Gece vardiyasında çalışıyor. / Kutuyu masaya taşıdı.
to shineparlamakThe sun shines brightly.Güneş parlak bir şekilde parlıyor.
shinyparlakShe bought a shiny new dress.Parlak yeni bir elbise aldı.
to shootateş etmekThe soldier shot at the target.Asker hedefe ateş etti.
shock / to shockşok / şoke etmekThe news was a shock. / It shocked everyone.Haber bir şoktu. / Herkesi şoke etti.
shotatışHe fired a shot.Bir atış yaptı.
shyutangaçShe is shy around strangers.Yabancılar karşısında utangaçtır.
sightgörme, manzaraThe sight was beautiful.Manzara güzeldi.
signalişaret, sinyalHe gave a signal to start.Başlamak için bir işaret verdi.
silentsessizThe room was silent.Oda sessizdi.
sillyaptalcaThat was a silly mistake.Bu aptalca bir hataydı.
similaritybenzerlikThere is a similarity between the two paintings.İki tablo arasında bir benzerlik var.
similarlybenzer şekildeSimilarly, we should help others.Benzer şekilde, başkalarına yardım etmeliyiz.
simplybasitçeJust follow the instructions simply.Talimatları basitçe takip et.
sinceçünkü, -den beriI haven’t seen him since Monday.Pazartesiden beri onu görmedim.
to sinkbatmakThe ship sank in the storm.Gemi fırtınada battı.
skillbeceriShe has excellent cooking skills.Onun mükemmel yemek yapma becerileri var.
to skipatlamakHe skipped breakfast.Kahvaltıyı atladı.
to slamçarparak kapatmakShe slammed the door angrily.Kapıyı sinirle çarparak kapattı.
to slaptokatlamakHe slapped the mosquito on his arm.Kollarındaki sivrisineği tokatladı.
slice / to slicedilim / dilimlemekI ate a slice of cake. / She sliced the bread.Bir dilim kek yedim. / Ekmeği dilimledi.
slightlyhafifçeHe is slightly taller than me.Benden biraz daha uzun.
smartakıllı, şıkShe is a smart student. / He looks smart in that suit.O akıllı bir öğrencidir. / O takım elbise içinde şık görünüyor.
smoothpürüzsüzThe surface of the table is smooth.Masanın yüzeyi pürüzsüzdür.
societytoplumSociety expects people to follow rules.Toplum insanlardan kurallara uymalarını bekler.
softwareyazılımThe software needs an update.Yazılımın güncellenmesi gerekiyor.
soiltoprakPlants grow well in fertile soil.Bitkiler verimli toprakta iyi büyür.
solidkatıIce is solid.Buz katıdır.
to solveçözmekWe need to solve this problem.Bu problemi çözmemiz gerekiyor.
to sortsınıflandırmakShe sorted the documents carefully.Belgeleri dikkatlice sınıflandırdı.
southerngüneyThey live in the southern part of the city.Şehrin güney kısmında yaşıyorlar.
spamistenmeyen postaI receive a lot of spam emails.Çok sayıda istenmeyen e-posta alıyorum.
specificallyözellikleThis rule is specifically for students.Bu kural özellikle öğrenciler için.
speedhızThe car reached high speed.Araba yüksek hıza ulaştı.
spendingharcamaMonthly spending should be monitored.Aylık harcamalar izlenmelidir.
spicybaharatlıThe curry is very spicy.Köri çok baharatlı.
spiritruhShe has a strong spirit.Güçlü bir ruhu var.
spokenkonuşulanHe is fluent in spoken English.Konuşulan İngilizceyi akıcı şekilde konuşuyor.
spot / to spotnokta / fark etmekThere is a spot on your shirt. / I spotted him in the crowd.Gömleğinde bir nokta var. / Kalabalıkta onu fark ettim.
to spreadyaymakThe news spread quickly.Haber hızla yayıldı.
springkaynak suThere is a spring near the village.Köyün yakınında bir kaynak su var.
spy / to spycasus / casusluk yapmakHe worked as a spy. / They spied on their neighbors.Casus olarak çalıştı. / Komşularını gözetlediler.
stadiumstadyumThe match took place in a large stadium.Maç büyük bir stadyumda yapıldı.
staffpersonelThe hotel staff is very friendly.Otel personeli çok arkadaş canlısıdır.
standardstandartThe product meets international standards.Ürün uluslararası standartlara uygun.
to stateifade etmekHe stated his opinion clearly.Görüşünü açıkça ifade etti.
statueheykelThere is a statue in the park.Parkta bir heykel var.
to stickyapıştırmakStick the poster on the wall.Posteri duvara yapıştır.
sticksopaHe hit the ball with a stick.Topa bir sopa ile vurdu.
to storedepolamakWe store food in the fridge.Yiyecekleri buzdolabında depoluyoruz.
strangeryabancıShe is afraid of strangers.Yabancılardan korkuyor.
strengthgüçExercise increases your strength.Egzersiz gücünü artırır.
stringip, telTie the box with a string.Kutuyu bir ip ile bağla.
stronglygüçlü bir şekildeHe strongly disagreed with the decision.Karara güçlü bir şekilde katılmadı.
studiostüdyoThe singer recorded in the studio.Şarkıcı stüdyoda kayıt yaptı.
stuffşeylerPut your stuff in the bag.Eşyalarını çantaya koy.
successfullybaşarılı bir şekildeHe completed the project successfully.Projeyi başarılı bir şekilde tamamladı.
suddenaniThere was a sudden noise.Ani bir gürültü vardı.
to sufferacı çekmekHe suffered a lot during the illness.Hastalık sırasında çok acı çekti.
to suituymakThis dress suits you well.Bu elbise sana çok yakışıyor.
suitableuygunThis is suitable for beginners.Bu yeni başlayanlar için uygun.
successbaşarıHard work leads to success.Çok çalışma başarıya yol açar.
to summariseözetlemekHe summarised the main points of the lecture.Dersin ana noktalarını özetledi.
summaryözetRead the summary before the book.Kitabı okumadan önce özetini oku.
supply / to supplytedarik / sağlamakThe company provides a supply of materials. / They supplied food to the village.Şirket malzeme tedarik ediyor. / Köye yiyecek sağladılar.
supporterdestekçiShe is a supporter of the team.O takımın destekçisidir.
surelykesinlikleSurely, you can do it.Kesinlikle bunu yapabilirsin.
surfaceyüzeyThe table surface is clean.Masanın yüzeyi temiz.
to survivehayatta kalmakOnly a few survived the accident.Kazadan sadece birkaç kişi hayatta kaldı.
surveyanketThey conducted a survey about shopping habits.Alışveriş alışkanlıkları hakkında bir anket yaptılar.
switch / to switchanahtar / değiştirmekFlip the switch to turn on the light. / She switched seats.Işığı açmak için anahtarı çevirin. / Oturma yerini değiştirdi.
swordkılıçThe knight carried a sword.Şövalye bir kılıç taşıyordu.
symptombelirtiFever is a common symptom of flu.Ateş gripin yaygın bir belirtisidir.

B1 — T KELİMELERİ

İngilizce KelimeTürkçe Kelimeİngilizce CümleTürkçe Cümle
tailkuyrukThe dog wagged its tail.Köpek kuyruğunu salladı.
talentyetenekShe has a talent for painting.Onun resim yapma yeteneği var.
talentedyetenekliHe is a talented musician.O yetenekli bir müzisyen.
tapebantUse tape to fix the poster.Posteri düzeltmek için bant kullan.
taxvergiWe have to pay taxes every year.Her yıl vergi ödemek zorundayız.
technicalteknikHe gave a technical explanation.Teknik bir açıklama yaptı.
techniqueteknikThis painting technique is very popular.Bu resim tekniği çok popüler.
to tendeğilim göstermekShe tends to arrive late.O genellikle geç gelir.
themetemaThe party had a tropical theme.Partinin tropikal bir teması vardı.
thoughama, rağmenI like him, though he is strict.Onu seviyorum, ama katı biri.
throatboğazHe has a sore throat.Boğazı ağrıyor.
throughoutboyuncaIt rained throughout the day.Gün boyunca yağmur yağdı.
tightsıkıThe lid is too tight.Kapak çok sıkı.
till-e kadarWait here till I return.Ben dönene kadar burada bekle.
tintenekeShe opened a tin of beans.Bir teneke fasulye açtı.
tinyküçük, minikThe kitten is tiny.Yavru kedi çok küçük.
tonguedilHe bit his tongue by accident.Yanlışlıkla dilini ısırdı.
topickonuToday’s topic is climate change.Bugünün konusu iklim değişikliği.
totaltoplamThe total cost is $50.Toplam maliyet 50 dolar.
totallytamamenI totally agree with you.Sana tamamen katılıyorum.
trade / to tradeticaret / takas etmekThey trade goods with other countries. / They traded cards.Diğer ülkelerle ticaret yapıyorlar. / Kartları takas ettiler.
trailerrömork, fragmanWe watched the movie trailer.Film fragmanını izledik.
to translateçevirmekCan you translate this text?Bu metni çevirebilir misin?
translationçeviriThe translation was accurate.Çeviri doğruydu.
to treattedavi etmek, davranmakThe doctor treated the patient. / He treated her kindly.Doktor hastayı tedavi etti. / Ona nazikçe davrandı.
treatmenttedaviThe treatment was successful.Tedavi başarılı oldu.
trendtrend, akımThis style is a new trend.Bu stil yeni bir trend.
trick / to trickhile / kandırmakIt was just a trick. / He tricked me.Bu sadece bir hileydi. / Beni kandırdı.
truthgerçekThe truth is hard to accept.Gerçeği kabul etmek zor.
tubetüpPut the toothpaste back in the tube.Diş macununu tüpüne geri koy.
turtlekaplumbağaThe turtle moved slowly.Kaplumbağa yavaş hareket etti.
to typeyazmak (bilgisayarda)She typed a letter on the computer.Bilgisayarda bir mektup yazdı.
typicallytipik olarakHe typically wakes up at 7 a.m.O tipik olarak sabah 7’de uyanır.
tyrelastikThe car has a flat tyre.Arabanın lastiği patlamış.

B1 — U KELİMELERİ

İngilizce KelimeTürkçe Kelimeİngilizce CümleTürkçe Cümle
uglyçirkinThe building looks ugly.Bina çirkin görünüyor.
unableyapamayanShe was unable to finish the work.İşi bitiremedi.
uncomfortablerahatsızThe chair is uncomfortable.Sandalye rahatsız.
underweariç çamaşırıHe bought new underwear.Yeni iç çamaşırı aldı.
unemployedişsizMany people are unemployed.Birçok insan işsiz.
unemploymentişsizlikUnemployment has increased this year.Bu yıl işsizlik arttı.
unfairadaletsizIt’s unfair to blame him.Onu suçlamak adaletsizdir.
unionsendikaThe workers formed a union.İşçiler bir sendika kurdu.
unless-medikçeI won’t go unless you come.Sen gelmezsen gitmeyeceğim.
unlike-ın aksineUnlike his brother, he is very quiet.Kardeşinin aksine o çok sessizdir.
unlikelyolası değilIt’s unlikely to rain today.Bugün yağmur yağması olası değil.
unnecessarygereksizThis task is unnecessary.Bu görev gereksiz.
unpleasantnahoş, tatsızThe smell was unpleasant.Koku tatsızdı.
to updategüncellemekPlease update your software.Lütfen yazılımını güncelle.
uponüzerinde, üzerineOnce upon a time, there was a king.Bir zamanlar bir kral vardı.
to upsetüzmekThe news upset her.Haber onu üzdü.
usedkullanılmışThis is a used car.Bu kullanılmış bir araba.

B1 — V KELİMELERİ

İngilizce KelimeTürkçe Kelimeİngilizce CümleTürkçe Cümle
valuabledeğerliThis is a valuable painting.Bu değerli bir tablo.
valuedeğerEducation has great value.Eğitimin büyük bir değeri vardır.
variousçeşitliThe store sells various products.Mağaza çeşitli ürünler satıyor.
vehiclearaçThe vehicle stopped suddenly.Araç aniden durdu.
versionversiyonI installed the latest version of the software.Yazılımın en son versiyonunu yükledim.
victimkurbanThe victim of the accident was taken to the hospital.Kazanın mağduru hastaneye götürüldü.
viewerizleyiciThe viewers enjoyed the show.İzleyiciler gösteriyi beğendi.
violentşiddetliThe storm was violent.Fırtına şiddetliydi.
volunteer / to volunteergönüllü / gönüllü olmakShe is a volunteer at the animal shelter. / He volunteered to help.O hayvan barınağında gönüllü. / Yardım etmek için gönüllü oldu.
vote / to voteoy / oy kullanmakMany people cast their vote. / I voted in the election.Birçok insan oy kullandı. / Seçimde oy kullandım.

B1 — W KELİMELERİ

İngilizce KelimeTürkçe Kelimeİngilizce CümleTürkçe Cümle
to warnuyarmakThe teacher warned the students about the test.Öğretmen öğrencileri sınav hakkında uyardı.
warninguyarıThere was a warning sign on the door.Kapıda bir uyarı işareti vardı.
waste / to wasteisraf / israf etmekDon’t waste water. / She wasted her time.Suyu israf etme. / Zamanını boşa harcadı.
weaponsilahThe police found a dangerous weapon.Polis tehlikeli bir silah buldu.
to weightartmakHe weighed the fruit at the market.Meyveyi pazarda tarttı.
westernbatı, batıya aitWestern countries have strict laws.Batı ülkelerinin katı yasaları vardır.
whalebalinaWe saw a whale in the ocean.Okyanusta bir balina gördük.
whateverher ne, ne olursaYou can choose whatever you like.İstediğini seçebilirsin.
wheneverne zaman, her zamanCall me whenever you need help.Yardıma ihtiyacın olduğunda beni ara.
whether-ıp -mediğiniI don’t know whether he will come.Gelip gelmeyeceğini bilmiyorum.
while-iken, sırasındaI read a book while waiting.Beklerken kitap okudum.
wingkanatThe bird spread its wings.Kuş kanatlarını açtı.
withiniçindeStay within the limits.Sınırlar içinde kal.
to wondermerak etmekI wonder what he is doing.Ne yaptığını merak ediyorum.
woolyünThe sweater is made of wool.Kazak yünden yapılmış.
worldwidedünya çapındaThe brand is popular worldwide.Marka dünya çapında popüler.
worthdeğerindeThis painting is worth a lot of money.Bu tablo çok paraya değer.
wrinklekırışıklıkShe has wrinkles on her face.Yüzünde kırışıklıklar var.
writtenyazılıI need a written report.Yazılı bir rapora ihtiyacım var.

B1 — X Y Z KELİMELERİ

Tabii! İşte Y harfi kelimeleri için İngilizce Kelime | Türkçe Kelime | İngilizce Cümle | Türkçe Cümle formatında tablo:

İngilizce KelimeTürkçe Kelimeİngilizce CümleTürkçe Cümle
yardavlu, bahçeThe children are playing in the yard.Çocuklar bahçede oynuyor.
to yellbağırmakHe yelled at his friends.Arkadaşlarına bağırdı.
youthgençlikYouth is a time of learning.Gençlik öğrenme zamanıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir